Bütün bir gün güneşte ”ıstakoz  gibi” – nasıl bir şeyse bu ıstakoz – kızardıktan sonra kırmızı beyaz olurduk. Savaş boyaları sürmüş yerliler gibi yoğurtlu yüzlerimize bakar bir birimize gülerdik.

Çoğunlukla,huzurlu bir yorgunluğun verdiği rehavet içinde ”adaya” dönmek için  isteksiz hazırlanır, motora binerdik. Gözlerimiz gittiği yöne bakmazdı hiç. Büyük küçük herkes gittikçe kaybolan bu masal dünyasını ”tekrar geleceği” avuntusuyla aklına kaydederdi.

Bazen de bir mucize olurdu! Büyüklerin  -zaten bildikleri- bir aksilik çıktığı için ”sözde”endişeli gözlerle birbirlerine bakmalarından anlardık bunu.”Hava çıktı, imbat, batı gibi bilgiç tartışmalardan sonra ”Eşek İmbatı” çıktığına karar verilirdi.

Eşek tatlı, sakin bir hayvandı. Bu huysuz, günün tadına hiç yakışmayan, sert rüzgara neden böyle dendiğini hep sorguladım.

”Eşek İmbatından”,rüzgara karşı pancar motorlu kayığımızla değil de, yüz metre ileride ”damı” olan Ali Amca’nın at arabasıyla gideceğimizi anlardık.

Yaşasın! Sevinç çığlıkları arasında günün ganimetlerini bez torbalarımıza özenle yerleştirirken, büyüklerden biri Ali Amca’ya haber verirdi. O damının küçük avlusunda -zaten bildiği için- sakin ve hazır beklerdi.

Atın mağrur, dingin duruşuna hayranlıkla bakardık. Sonra tek arabanın arka tarafındaki zeytin kütüğüne basar, tırmanır ve ata en yakın yere yerleşirdik. Büyükler de o sözde endişeden hiç eser kalmamış edalarıyla, şakalaşarak arabaya binerlerdi. Su bidonları, bakır kaplar, şilte ve kilimler ağırlık yapmasın diye dama bırakılırdı.

İkinci köyden yola çıktığımızda daha aydınlık olurdu hava.Önce kuyuyu geçerdik. Bu daha yolun başıydı. Sonra çeşmeye gelirdik.

Büyüklerin neşeli sohbetleri, atın toprak yolda çıkardığı asude sesler hatırladığım en güzel ninniydi. Kardeşim daha Birinci Köye  varmadan uykunun tuzağına düşerdi. Hava kararmaya başladığında birinci Köyü geçmiş, İğdelere gelmiş olurduk. ”Ekşi Çeşmeden su içmeden uyumak yok” derdim kendime. Şifalıymış.

Göz kapaklarımın ağırlığına yenik düşerken bir cennetten diğerine geçerdim. Dizimde kardeşimin sarışın bukleli başı, alaca karanlıkta değirmenlerin silueti kaybolurken,mavi -yeşil sığ sularda bir kaya balığıyla göz göze gelir, oltanın ucundaki yemi ısırmasını beklemeye başlardım.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here