”Ancak ne olduysa o arada oldu. İçerideki hainler, emperyalizmin kucağında “Selanik’te Atatürk’ün evi bombalandı” yalan haberiyle, hem Yunanistan’ın faşist güçlerini bu hezimetten kurtardı, hem de içeride yer alan ülkemiz yurtseverlerinin cadı avı ile tutuklanmasıyla, Menderes Hükümeti’nin sonunun başlangıcını sağlamış oldu.”

Dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, 1954-57 arası Dışişleri’nde ülkemize dışarıda çok önemli artılar kazandırır… 1955 yılı Nisan ayında Endonezya’nın Bandung kentinde Asya-Afrika zirvesi toplanmış. Bu konferansa NATO üyesi olarak yalnız ülkemiz katılmış ve toplantının yıldızı olmuş…
Bandung’da hatırı sayılı bir ün kazanan Dışişlerimizin, ülke dışında saygınlığı tavan yapmıştı. 1954 yılında Yunanistan kendisine 1000 mil uzaktaki Kıbrıs’ın verilmesi için Birleşmiş Milletler’e başvurmuştu.
İngiltere her iki ülkeyi 27 Ağustos’ta Londra’da toplantıya çağırdı. Dışişlerimiz bu toplantıda fırtına gibi esti. Yunan Dışişleri, Türk tezleri karşısında adeta çöktü. Kıbrıs’ı almaya gelen Yunanistan, elindeki bütün kozları yitirdi.
Ancak ne olduysa o arada oldu. İçerideki hainler, emperyalizmin kucağında “Selanik’te Atatürk’ün evi bombalandı” yalan haberiyle, hem Yunanistan’ın faşist güçlerini bu hezimetten kurtardı, hem de içeride yer alan ülkemiz yurtseverlerinin cadı avı ile tutuklanmasıyla, Menderes Hükümeti’nin sonunun başlangıcını sağlamış oldu. Oysa Menderes ülkenin dinamikleriyle uğraşmasaydı ve hemen üzerine gidip derin devlet bağını açığa çıkartabilseydi, hem İngilizleri hem de Yunanistanda yer alan faşist cunta taraftarlarının yükselmesini önlemiş olacaktı. Kıbrıs’ta yaşanılan gerginlik sonrası Johnson mektubuyla ‘ayı ile girdiği yatak muhabbetinde aldığı yara ile ayakları suya eren’ sayın İnönü, Atatürk’e sarılacağı yerde faşizme sarılır ve giderek daha da faşist bir tavır takınarak, ülkedeki tüm Rumları kişi başı 20 dolar ve bir bavul ile Yunanistan’a gönderir. Devamında ayaklar suya erer ama iş işten geçmiştir. Oysa 1960 yılında CHP Gençlik Kolu Başkanı Rum bir gençti.. Yine Erzurum Orduevi’nde bir yangında bir Rum askerimiz, ölüm pahasına dört Türk askerini kurtarırken kendi şehit olur. Ne acıdırki derdimiz hep kendi zenginimizi yaratabilmek üstüne olmuştur. Yarattığımız o zenginimiz de o parayı ülkesinden daha çok sevmiş ve ülkesini hep sırtından hançerlemiştir…

Keşke Rum ve Ermeni kökenli iş adamlarımız olsaydı..
Bizde, bizden olanlar hep bozuntu çıktı.
Para, insanımızın eşraf kültüründen gelen, olmayan ahlâkını daha da bozdu..
En iyisi susmalı ve lafı sayın Ecevit’e bırakmalı:

“Sıla derdine düşünce anlarsın
Yunanlıyla kardeş olduğunu
Bir rum şarkısı duyunca gör
Gurbet elde İstanbul çocuğunu”
…………….

“aramızda bir mavi büyü
Bir sıcak deniz
Kıyısında birbirinden güzel
İki milletiz”

“bizimle dirilecek bir gün
Ege’nin altın çağı
Yanıp yarının ateşinden
Eskinin ocağı”

“önce bir kahkaha çalınır kulağına
Sonra rum şiveli Türkçeler
O Boğazdan söz eder
Sen rakıyı hatırlarsın”

“yunanlıyla kardeş olduğunu
Sıla derdine düşünce anlarsın”(1)

Ne acıdır ki oyun bitmemiştir.
ABD’yi bölgeden defedemezsek,
Kıbrıs konusunda yine savaş çığlıkları kulaklarımızda çınlayacaktır…
Yaşasın Türk ve Yunan Halkları
Kahrolsun Emperyalizm.

(1) Bülent Ecevit

Vecdi Yılmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here