Mimar Sinan Üniversitesi Şehir Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Rıfat Akbulut, 2012 yılından beri Adramytteion (Ören) arkeolojik kazı ekibinde çalışmalarını sürdürüyor. Ayvalık ve çevresinde henüz bilinmeyen bir antik kentin varlığına inanan Rıfat Hoca, Ayvalık’ın her zaman karakteri olan bir yerleşme olduğunu ve mutlaka korunması gerektiğini ifade ediyor. Ayvalık Planlama Atölyesi’ndeki çalışmaları ile Ayvalık kent sorunlarına dair önemli katkılarda bulunan Rıfat Hoca, Ayvalık Ar-Ge Yönetim Kurulu Üyesi sıfatıyla da katkı vermeye devam ediyor. Karadiken ekibi olarak, Rıfat Akbulut hocamızı Ayvalık’ta görünce bırakmadık ve keyifli bir sohbet yaptık.

Hocam, Şehirler, öngörülemeyen, kestirilemeyen karmaşık yapılardır diye bir sözünüz vardı. Sizler, az çok bir şeyleri öngörmeye çalışıp bir önermede mi bulunuyorsunuz?

R. A.: Evet. Biz bunu şehir ölçeğinde yapıyoruz. Başkaları diğer ölçeklerde yapıyor. Örneğin bir tıp doktoru bunu insan vücudu ölçeğinde yapıyor. Bir iktisatçı çalıştığı iktisadın boyutları ölçeğinde yapıyor. Kimi zaman bilinçli, kimi zaman da farkında olmadan yapılıyor bunlar. Hepimizin yaptığı şu; bir çok öngörülemezlikle dolu olan dünyada önümüzü görmeye çalışıyoruz. Ve şunu söyleyeyim; bu konuda tüm insanlık olarak bilgi birikimimiz başlangıç seviyesinde. Yeni yeni şunu fark etmeye başladık; yeni yeni derken 40-50 yıldır, çok da farkında olmadığımız, bizim dışımızda kurallar var. Biz buna bazen halk arasında kader diyoruz. Böyle bir şey var. Belki bir yüz yıl sonra bunun sebep sonuç ilişkilerini çözmüş olacağız.

Mekan ve insan ilişkisi nasıl işliyor? Yani, mekan mı insanı belirliyor, insan mı mekanı?

R.A.: Hem mekanın hem de insanın, bir geçmişi ve geleceği var. Sanırım her ikisi de birbirini etkiliyor. Mekan bizi belirliyor, biz de mekanı belirliyoruz evet ama bu bizi çok da bir yere götürmez.

Mesela Ayvalıkta bir tarih var, doğa çok güzel; ve insanlarda bir iyilik var. Hep merak etmişimdir, insanlar iyi olduğu için mi burası böyle güzel, yoksa burası güzel olduğu için mi insanlar iyi?

R.A.: Ben tartışmasız şekilde pozitivist bir insanım. Ama bazı konularda metafiziğe inanırım. Tabii bunun da pozitivist bir açıklaması olması koşuluyla…

Uzun bir süredir Ayvalıkla ve çevresiyle ilgilisiniz. Şu anda devam eden bir kazı çalışmanız var. Önce bu kazıdan bahsedelim mi?

R.A.: 2012’den beri, Burhaniye Ören’de bir arkeolojik kazı yürütüyoruz. Adramytteion Antik Kenti arkeolojik kazı ve onarım çalışmaları… Ören sahilinde.. Burhaniye merkeze 3-4 km mesafede. 50li yıllardan beri iskan edilen bir bölge.

Kazı ne aşamada şu anda?

R.A.: Kazının ilk başlaması 2001 yılı aslında. İki dönem, sanat tarihi çerçevesinde yapılmış kazılar var. Sanat tarihi ve arkeolojinin kapsamları, ilgi alanları ve yöntemleri birbirinden oldukça farklıdır. O kazılar, geç Bizans Dönemine ilişkindi. Bu bölgenin yoğun bir Bizans geçmişi var. Ve çok ilginçtir, bu bölgenin, Edremit şehir merkezi dışında, tarihinde büyük kopukluklar var. Ayvalık da bunun bir parçası.

Kopukluk derken, arada boşluklar mı var?

R.A.: Çok büyük boşluklar var. Mesela, MÖ 4.-5. Yüzyıldan sonra, birdenbire, tarih yazımında bu bölgenin ismi geçmeye başlıyor. Ondan öncesi bilinmiyor. Bizim yaptığımız yüzey araştırmalarında bu bölgenin prehistorik dönem yerleşmesi olduğu ortaya çıktı. Daha sonra, Bizans döneminin sonuna kadar oldukça düzenli bir tarih yazımı var. Kayıt altında… Beylikler döneminden sonra, klasik Osmanlı döneminde diyelim, birdenbire bir kopukluk oluyor. 17.-18. Yüzyıla kadar… Bu bölge, Bizans döneminde oldukça iyi belgelenmiş ama sonra aniden kesiliyor. Erken İslamiyet dönemi ile ilgili de elimizde veriler var.

Osmanlı döneminde hiç bir şey kaydedilmemiş mi?

R.A.: Edremit’le ilgili kayıtlar var ama bu bölge ile ilgili kayıt hemen hemen hiç yok. Altınova ilgili çok cılız kayıtlar var. Yani burada kim nerede yerleşmiş, neyle geçinirlermiş, ne yaparlarmış, bununla ilgili elimizde neredeyse hiç bilgi yok.

O vakit, araştırmaya çok uygun bir yer burası…

R.A.: Tabii, çok uygun. Şunu fark ettim; hepimiz Ayvalık’ı çok önemli tarihi bir kent olarak biliyoruz değil mi… Ama Ayvalık, tarihi olmayan bir tarihi kenttir. Ayvalık’ın bilinen tarihi 1700lerden, son iki yüzyıldan, zorlarsanız 250 seneden öteye gitmiyor.

Adramytteion, Edremitin kökeni herhalde…

R.A.: Evet, büyük olasılıkla böyle. Ama batılı tarihçilerin, Edremit’i adlandırırken hatalı bir konumlandırma yapmaları söz konusu olabilir. Çünkü, Adramytteion denilen yer aslında bugünkü Burhaniye’dir.

Kazılarda hangi dönemi bulmaya çalışıyorsunuz?

R.A.: Şu ana kadar olan kazılarda Kalkolitik dönemden, yani MÖ 4 binlerden başlayan, tabii Anadolu ölçülerinde, her yerde farklılaşabilir bu tarih, Bronz çağına, yani aşağı yukarı 1000 yıllık bir dönem… Bir kaç on yıl öncesine kadar bilim dünyasında şöyle bir kabul vardı; ben bu konudaki belgeleri okumuş birisi olarak söylüyorum, Anadolu’daki Prehistorik, yani tarih öncesi kültürler Burdur-Bursa hattının daha batısına geçmez şeklinde bir kabul vardı. Özellikle 1967’de Konya Çatalhöyük kazılarını yapmış olan İngiliz arkeolog James Mellaart anıt bir eseri vardır. Onun iddiası buydu. Hatta orada bir harita da vardır. Burdur-Isparta hattının batısında Neolitik kültür yoktur der. O dönemde daha araştırma yapılmamış. Ama peş peşe, 80lerden sonra yapılan çalışmalar daha batıda da prehistorik yerleşmeler olduğunu ortaya çıkardı. Biz bu çevrede yaptığımız çalışmalarda kıyı hattından bir kaç km içerde neolitik yerleşme izi bulduk. Taş aletler bulduk…

Prehistorik derken hangi yıllar kastediliyor?

R.A.: Yazının bulunmasından öncesi. Genel hatlarıyla, MÖ 4 binden daha eski. Neolitik dediğimiz zaman da, aşağı yukarı MÖ 10 binlerden başlar ve MÖ 4 binlere kadar gelir. Bizim kazı ekibimizden Bilecik Üniversitesi’nden Levent hocamızın yerbilimciler ekibiyle her yıl yaptığı jeolojik sondajlar var. Son 15 bin yıl içinde, kıyı hattının değişimiyle ilgili veriler çıkartıyorlar. Hem bir yandan deniz seviyesi yükseliyor ve yoğun yağışlar sebebiyle iklim değişimleri var ve akarsular bu bölgede yoğun şekilde alüvyon taşıyorlar. Bu süreç halen devam ediyor; alüvyonlar kıyı çizgisini biçimlendiriyor. Mesela Ören’de 60lı yıllardan fotoğraflar var elimizde. Şu anda plajda denizkızı heykelinin olduğu bir kaya vardır. 60lı yıllardaki fotoğraflarda o tamamen bir ada şeklindedir. Bugün halen Karınca Deresi ve Havran Çayı yoğun şekilde alüvyon taşıyor.

Ege bölgesi yoğun yağış alan bir bölge. Fakat bu yağışlar yıl içinde düzenli dağılmıyor. Kuraklık dönemlerinin ardından bir kaç gün içinde büyük yağış alıyor. Dolayısıyla Ege bölgesinde hep seller vardır.

Kazıya dönersek; 2001den beri sürüyor demek ki…

R.A.:: 2001-2006 yıllarında iki ayrı ekip kazı yaptı. Daha çok sanat tarihi kapsamında kazılardı bunlar. 2012’de arkeolojik kazılar başladı. Bu çalışmayla birlikte, Mimar Sinan Üniversitesi’ne bağlı olarak Kuzey Ege Arkeolojik Araştırmalar Merkezi yapılandırıldı. Resmi olarak kuruluşu 2017’de YÖK tarafından onaylanmasıyla olduysa da 2014’ten beri bu merkez faaliyettedir. Bu merkez, bütün Kuzey Ege’nin, ki Ayvalık da dahildir buna, yüzey araştırma iznine sahip durumda.

Örendeki kazı, Ayvalık için de bir öngörü veriyor mu size?

R.A.: Kesinlikle. Buralarda da kazı yapılması gerekiyor. Dolap Adası ile Cunda Adası arasındaki boğazın Cunda tarafı arkeolojik SİT alanıdır zaten. Ayvalık için antik dönemde yazılı kaynaklara dayandırılarak konumlandırılan, yani burada olduğu kabul edilen üç tane yerleşme var; Pordoselene, Kidonya ve Nesos. Hiç birisinin yeri tam olarak belli değil. Boğazın Cunda tarafının Pordoselene olduğuna dair bazı iddialar var. Fakat biz orada yaptığımız çalışmalarda şunu gördük; burası bir kent değil ama bir kentin limanı. Oradaki kıyı çizgisi doğal kıyı çizgisi değil. İnsan eliyle oluşturulmuş bir kıyı çizgisi var orada. Rıhtım taşları var. Liman tesisleri, gemilerin bakımının yapıldığı tersanelerin olduğu bir yer.

O vakit, şehir nerede sorusu geliyor?

R.A.: Muhtemelen mevcut Ayvalık’ın altında bir kent var. Tarihte kültürler kentler üzerinden anlatılır ve kırsal alan genelde göz ardı edilir. Biz burada, çok geniş bir tarihsel zaman perspektifi içinde, kırsal alanda yoğun bir yerleşme olduğunu gördük. Klasik Osmanlı yerleşme izlerine de rastladık, mezralar, küçük köyler şeklinde; aynı şekilde antik dönem yerleşme izlerine de rastladık. Çiftlikler var, küçük yerleşmeler var, tekil yapılar var… Buralarda yoğun şekilde ziraat yapılmış. Bu, dağlık bölgeler için de geçerli. Mesela Madra dağının arkalarında… Antik dönemde şehir dediğimiz varlık, bizim bugünkü şehir anlayışımızdan farklı olarak, bir nüfus büyüklüğünü yansıtmıyor. Antik dönemde bir takım hukuki, idari ve fiziki donatılara göre belirlenen bir unvan. MÖ 5. Yüzyılda şehir dediğimiz yerleşmelerin nüfusu 750’den az. Biliyorsunuz, Platon ideal kenti 5 bin kişi olarak tanımlar…

Mimar Sinan Üniversitesinin Şehir Bölge Planlama Bölüm Başkanı Gülşen Özaydın ile başlayan bir Ayvalık araştırmaları süreci var. UNESCO adaylık sürecini başlatan sempozyumdan sonra, siz de bu sürece dahil oldunuz… Ayvalık Planlama Atölyesi adıyla süren bu çalışmadan bahseder misiniz.

R.A.: Öncelikle tarihi kent dokusunun tam ortaya çıkması gerekiyor. Yapıların hepsi kayıtlı değil. Planlama atölyesi sadece Türkiye’ye özgü bir çalışma yöntemi değil. Nasıl ki top eğitiminde kadavrayla çalışılır. Hukuk eğitiminde örnek davalar üzerinde çalışılır. Bizde de örnek saha çalışmaları yapılır. Bir şehir seçilir ve öğrenciler orada alan çalışması yapılır.

Ayvalık neden seçildi?

R.A.: Belli boyutları olan şehirler seçilir. Belli sorunlar olması aranır. Sorunlu kentler tercih edilir ki öğrenciler çözüm üretmeye çalışırlar. Ayvalık’ın sıra dışı bir çevresi var. Burası doğal SİT, arkeolojik SİT ve kentsel SİT. Değerli bir kent dokusuna sahip. Ve önemli problemle barındırıyor. Ama gelişme ve koruma ve değerlendirme açısından bazı problemler çözülmemiş ve birikmeye başlamış. Örnek alan çalışması olarak göz ardı edilemeyecek bir yer.

Lisans öğrencileri katılıyor sanırım…

R.A.: Çok kapsamlı çalışmalar yapılıyor. Doğal yapı analizi, bölgenin doğal yapısı ile ilgili olarak en gelişmiş teknolojileri kullanıyoruz. Bilgisayar analiz teknolojileri… üç boyutlu arazi analizleri yapan programlar bunlar. Sosyo ekonomik araştırmalar, hane halkı araştırması, ekonomik araştırmalar, bir yerleşimi her yönüyle ele alıyoruz. 11 farklı alanda çalışılıyor. Her birinin başında bir hoca vardı. 2016 yılında tamamlandı.

Buradan bir sonuç çıktı mı?

R.A.: Öğrenciler bir öneri olarak kent planı çıkardılar. Halka ve Belediyeye sunuldu.

Belediye ne dedi?

R.A.: Raporlar halinde ara raporlar verdik. Karbon ayak izi analizi yapıldı. 1 hektar bir alanı iskana açtığınızda bunun çevreye vereceği zararı önlemek için ne kadar bir alanda rehabilitasyon yapılması gerektiği mesela…

Toplumsal yaşama ilişkin öneriler var mıydı?

R.A.: Ayvalık içindeki dezavantajlı bölgeler için mesela iyileştirme önerileri vardı. Bu tür konulara kayıtsız kalmak söz konusu değil. Öğrenciler kayıtsız kalmıyor ve mutlaka gündeme getiriyor.

Muhatabınız belediye mi?

R.A.: Belediyeler bu çalışmalardan yararlanabiliyor. Oradaki ilginç yaklaşımlar ve öneriler yerel yönetimler için faydalı olabiliyor. Bu bilgileri kullanabiliyorlar.

Ayvalık Belediyesinin bu bilgileri kullandığını düşünüyor musunuz?

R.A.: Henüz bunu gözleme fırsatım olmadı. Burada asıl sorun şu; Türkiye’de veri sorunu var. Veriyi oluşturmak ve kullanıma sunmak bile başlı başına bir sorun…

Daha önce yaptığınız bu tür plan çalışmalarından yararlanmış olan belediyeler var mı?

R.A.: Tabii ki. Aydın Söke, İzmir Ödemiş, Muğla Milas, Kastamonu Taşköprü, Bilecik Bozüyük, İstanbul Şile… Biz bilgi üretiyoruz. Mutlaka hepsi kullanılacak diye bir iddiamız yok. Yerel yöneticiler aralarından seçip kullanıyorlar.

Sizi motive eden şey bu mudur?

R.A.: Kendi konumuzla ilgili olarak Türkiye’ye katkıda bulunduğumuza inanıyoruz. Öğrencilerimizi eğitiyoruz. Bir bölgeyi turistik olarak gezmekle, ara sokaklara girip tanımak ayrı şeylerdir. Atölyeleri görerek, toprak örneği alarak, kavşakta oturup araçları sayarak bilgiyi siz üretmiş oluyorsunuz.

Yakın zamanda Ayvalık Kaymakamlığı ile bir görüşmeniz oldu. Talebiniz neydi?

R.A.: Ayvalık’ta bir kent araştırma merkezi kurulması gerektiğini düşünüyoruz. Bunu Ayvalık Ar-Ge olarak dile getirdik. Ayvalık barışçıl ve uzlaşmacı bir kent örneğidir. Ayvalık aynı zamanda bir ütopyadır. Böyle bir merkez kurulduğunda, Ayvalık kentinin tarihi ve geleceği ile ilgili çok önemli bir ihtiyaçtır. Hatta geç kalmıştır. Bizler bu konuda elimizden geleni yapmaya kararlıyız.

Kaymakamdan ne yanıt aldınız?

R.A.: Çok olumlu yaklaştığını düşünüyorum.

Siz Ayvalıkı seviyorsunuz…

R.A.: Sevmekten başka bir şey. Bağlılığım var. Kuzey Ege, kitle turizminden uzak kalmış ancak bu özelliğini koruması lazım. Daha karakteri olan ve tarz arayan bir yer burası. Bazı yerleşmeler, kendi boyutlarından daha fazla etkiye sahiptir. Ayvalık da böyle, fiziksel boyutlarının çok ötesinde bir yer. Karakteri ve tarzı olan bir yerleşme. Gelecekte korunması lazım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here