“2016 yılında benim de davetli olarak bulunduğum Babil Uluslararası Kültür – Sanat Festivali’nin yedincisinin de tüm imkansızlıklar ve buralarda hayal bile edemeyeceğimiz zorluklarla bu yıl da yapılabilmiş olduğunu oralardan edindiğimiz dostların facebook paylaşımlarında görünce içimden bu büyülü şehri ve festivali sizlere aktarmak geldi.”

Bugünlerde 14.sü gerçekleşen Ayvalık Kültür Sanat Festivali’nin, belediye emekçileri için haklı bir nedenle de olsa kısıtlanmasının ve cılız etkinliklerle 4 güne indirilmiş olmasının hüznünü yaşarken bu tür festivallerin bir kent için ne kadar önemli olduğunu, sizlere imkansızlıklar içindeki bir başka kentin festivalini anlatarak, paylaşmak isterim. 2016 yılında benim de davetli olarak bulunduğum Babil Uluslararası Kültür – Sanat Festivali’nin yedincisinin de tüm imkansızlıklar ve buralarda hayal bile edemeyeceğimiz zorluklarla bu yıl da yapılabilmiş olduğunu oralardan edindiğimiz dostların facebook paylaşımlarında görünce içimden bu büyülü şehri ve festivali sizlere aktarmak geldi.

Babil…bence hangi yıllarda kurulduğunu hiç bir zaman bilemeyeceğimiz, Sümerliler, Akadlar veya Hammurabi’nin ataları olan Amoriler (ingilizcesi: Amorites) tarafından kurulduğu tahmin edilen bir kent. Öyle bir kent ki adı Tevrat’tan Kuran’a kadar tüm kutsal kitaplara girmiş. Yine tüm kutsal kitaplara giren dört melekten ikisi olan ve insanlara ilmi ve sihri öğreten Harut ve Marut’un memleketi. Fırat’ın kollarıyla sarmaladığı verimli topraklar kenti Babil, Gılgamışın ölümsüzlüğü aradığı, bulduğu ve yine burada bir dere yılanına kaptırdığı topraklar. Mitolojide yeri, göğü ve insanoğlunu yarattığına inanılan Marduk’un kenti. Arap kızlarına güzelliğini veren Babil Efsaneleri’nin Afroditi: İştar’ın yaşadığı vaha. M.Ö. 7. yüzyılda Kral Nebukadnezar’ın karısı Semiramis için dünya harikası Babilin Asma Bahçelerini yaptırdığı yer. Sümerlerin kendinden sonra gelenlerin olup biteni anlamaları için yaşamı taşlara kazıdıkları topraklar buralar. Eğer biz bugün hala saati 60 dakika olarak kabul ediyorsak bu Babilli alimlerin matematikte 360 derecelik daireyi bulup altmışa bölmeleri sayesindedir. Bugün hala insanoğlunun barış, adalet ve huzur içinde yaşaması için dünyanın saygın parlementolarına Hammurabi’nin büstlerini asılıyorsa, bu; insanlık için Hammurabinin dünyanın ilk kanunlarını bu topraklarda yazmasındandır.

Fakat Babil… sanki Tanrı’ya ulaşmak için yükseltmeye kalkıştığın kulenle öyle kızdırmışsın ki yaradanı hala cezanı çekmeye devam ediyor gibisin. Tüm dinlerin saygıyla andığı tarihine rağmen hala mezhep savaşlarıyla kavruluyorsun, Babil. Yakılıp yıkılıyorsun. Barış ve adalet için ilk kanunlar senin topraklarında yazılmış olsa da sanki bu günahınla hayat boyu huzura eremeyecek gibisin. Kim aklına girdi de Tanrı’ya ulaşmak için Ziggurat Kulesi’ni dikmeye kalkıştın! Sen ki Zaha Hadid’leri doğurmuş, onlara ilham kaynağı olmuşsun. Seni yönetmek için başa geçenlerin Tanrı tarafından aklının çelindiği veya engellendiği o kadar açık ki; tüm zenginliğine rağmen hala pislik, toz ve duman içinde silik bir Ortadoğu kenti olarak hayatını idame ettirmeye çalışıyorsun.

Neyse ki bu tozu, dumanı ve pisliği dağıtmaya çalışan, Babil’i hakettiği kültür ve sanat düzeyine yeniden çıkartmak için uğraşan Dr. Ali Al-Shalah, şair Tobias Burghardt gibi insanlar var. Ve tüm zorluklara rağmen bu yıl yedincisi düzenlenen Babil Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali’ni bir kez daha başarıyla gerçekleştirdiler.

İyi ki birkaç yıl önce Türkiye’den de beni çağırmışlar ve ben de diğer cesur şair, yazar, ressam, sinemacı, müzisyen, tiyatrocu, hattat, fotoğrafçı ve arkeolog gibi dünyanın dört bir yanından, Arjantin’den, Umman’dan, İngiltere’den, Brezilya’dan, İran’dan, İrlanda’dan, Almanya’dan kopup gelen ve Irak’ın değerli yazar ve sanatçılar ile karışarak Babil’deki coşkuyu yaşamışım. Bu tür etkinlikler gerçekten bir şehri insanın beynine ve gönlüne kazımak için bulunmaz fırsatlar. Çoğu organizasyonun gönüllülük coşkusuyla gerçekleştirildiği ve tüm olanaksızlıklardan binlerce mükemmellik ve unutulmazlık yaratan bu şehrin gençlerine binlerce kez teşekkür etmek gerek. Umarın bizler de birgün buralarda aynı coşkuyla olmasa bile en azından kimseden birşey beklemeden böylesine uluslararası festivaller düzenler ve sesimizi sınırlarımızın ötesine duyurabiliriz.

Bu arada benim üzerinde duramadan geçemeyeceğim ve göz yaşlarıyla seyrettiğim etkinlikler, Babil Güzel Sanatlar Akademisi gençlerinin hatta bazılarını ingilizce olarak sahneye koydukları; geçmişlerini anladıklarını ve geleceklerini inşa etmeye hazır olduklarını gösteren tiyatro ve kısa filim gösterileriydi. Festival boyunca isimleri çok fazla anılmasa da bu etkinlikleri gerçekleştiren genç erkeklerin ve genç kızların gözlerinde gördüğüm ışıltı ve onları sevinç gözyaşlarıyla seyreden annelerin gözlerindeki umut eminim bir gün Ortadoğuyu bu bataklıktan çıkaracaktır.

Darısı bizim de bataklığa saplanmadan bu tür festivalleri gerçekleştirebileceğimiz günlere.

Serdar ÇELİK reptres@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here