AYVALIK VE CUNDA GELENEKSEL KENT DOKUSU VE MİMARİSİNDE                                TAHRİBATLARA ETKEN OLAN BOZULMA NEDENLERİ VE RESTORASYON YÜKSEK LİSANS EĞİTİMİNE YÖNELİK BELGELEME VE KORUMA PROJELERİ

 YRD.DOÇ.DR. UZAY YERGÜN YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MİMARLIK FAKÜLTESİ RESTORASYON ANABİLİM DALI ÖĞRETİM ÜYESİ

Ayvalık ve Cunda (Alibey) Adası, kilise, manastır, cami işlevli dini yapıları ile dönem mimarisi özelliklerini yansıtan birlikte belediye, okul, karakol, otel işlevli kamu yapıları, değirmen, zeytinyağı fabrikası, depo, dükkan işlevli ticaret yapıları ve konut işlevli ikamet yapılarından oluşan geleneksel kent dokusu ile özgünlüğünü günümüze kadar koruyabilmiş sayılı kentlerimizden birisidir.

Bu bağlamda 18. yüzyılın ortalarından itibaren şekillenmeye başlayan Ayvalık ve Cunda geleneksel kent dokusu ve mimarisinden günümüze kalan kültür mirasını korumak, tarihi, kültürel, mimari değerler açısından ya da turizm potansiyeli açısından olmak üzere birçok kişi tarafından farkı nedenler doğrultusunda amaç edinilmiş durumdadır.

İşte bu aşamada dikkat edilmesi gereken en önemli detay, uluslararası koruma yaklaşımları çerçevesinde geleneksel mimari ve kentsel dokuda özgünlüğün korunmasıdır.

Peki iş uygulama safhasına gelince Ayvalık ve Cunda’da özgün kent dokusu ve mimariyi gerçekten koruyabilmiş miyiz, gerçekten koruyabiliyor muyuz? Çünkü Ayvalık, Dünya Miras Listesine aday adayı tarihi bir kent, acaba biz bu tarihi kent için koruma ve restorasyon uygulamaları açısından gerekli hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?

İşte bu noktada hepimizin üzerinde düşünmesini gerektiren şu soru karşımıza çıkmaktadır;“AYVALIK KENTİMİZİ, AYVALIKLI KİMLİĞİMİZİ”gerçekte anlamda korumak istiyor muyuz?

Neden bu kelimeleri üstüne basarak söylemeye çalışıyorum. Tarihi kent merkezine girişi sağlayan en önemli ulaşım arteri Atatürk Bulvarı ile bulvar çevresindeki yollara baktığımızda yerel mimari kimlikle bağdaşmayan cephe düzenleri ve nerede ise tüm cephe yüzeyini kaplayan reklam ve tabela kirliliği ile karşılaşıyoruz. Ayvalık gibi Ege kıyılarının en önemli tarihi kentine girişin estetik görünümü bu şekilde olmalı, olamaz.

Yerel mimarinin estetik değerlerine uygun görsel bir görünüm kazandırmak tabii ki mümkün hem Atatürk Bulvarı hem de çevresindeki sokaklara, dünyada, tarihi merkeze sahip birçok kentte buna yönelik uygulamalar yapıldığını biliyoruz ve görüyoruz.

Yerel yönetim çatısı altında “Kentsel Tasarım Atölyesi” gibi bilimsel öncelikli birimlerin kurulması ve bu bağlamda “Tabela Yönetmeliği’ ve “Kentsel Tasarım Rehberi” hazırlaması gibi birkaç uygulama gayreti ile kent estetiğinin kısa süreçte değişmesi mümkün olacaktır.

Ayvalık ve Cunda’da geçmiş ile günümüz arasında sıkı bir bağ kuran Arnavut kaldırımlı sokaklarda dolaşmaya başladığımızda tarihi kentin en önemli sorunlarından biri karşı karşıya kalmaktayız. Çeşitli nedenlerden ötürü terk edilmiş durumda olan tarihi yapılar, bu yapıların kent dokusunda oldukça fazla sayıda yer aldığını net bir şekilde ifade etmek mümkündür. Doğa şartlarına karşı savunmasız durumda olan bu yapılarda, tahribat her geçen gün artmakta ve kaçınılmaz son her geçen gün biraz daha yaklaşmaktadır. Bu nedenle söz konusu bu yapıların özgün nitelikleri ile yeniden kullanılabilir hale gelmelerine olanak sağlayacak bilimsel nitelikli restorasyon müdahalelerinin en kısa sürede gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Antik dönem mimarisinden izler taşıyan eklektik üsluptaki evler, arnavut kaldırımlı sokakların kenarlarında genellikle bitişik düzende sıralanmıştır. Evlerin cephelerinde yer alan anıtsal giriş kapıları, ritmik düzende tekrar eden pencere grupları, cumbalar, balkonlar, taş konsollar, demir paraçollar, profilli kat ve saçak silmeleri ile söve ve plastırlara estetik bir görünüm kazandıran pembe renkli sarımsak taşı kaplamalar yerel mimari kimliği ortaya koyan en belirgin özelliklerdir. Söz konusu bu mimari öğelerin, görsel etkisini estetik açıdan ön plana çıkaran en önemli unsur ise evlerin genelinde görülen kireç sıvalı cephe yüzeyleridir.

Son yıllarda artan kültür turizmi potansiyeli ve rant ekonomisi ile birlikte korunması gerekli tescilli yapılara olan ilginin artması sonucunda tarihi bir Ayvalık ya da Cunda evine sahip olup bunun restorasyonunu yaptırarak bu evlerde yaşamak ya da ticari bir işletmeye dönüştürmek isteyen insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Fakat aldıkları yapı hayallerindeki tarihi ev görüntüsü ile tam olarak bağdaşmamaktadır ki birden bire kireç sıvalı cephe yüzeyleri kazınarak taş örgüler açığa çıkarılmaktadır.Böylece tarihi kentin görsel bütünlüğü zedelenmekte en önemlisi Ayvalık ve Cunda yerleşimine özgü yerel mimari kimlik yitirilmeye başlanmaktadır. Biz günümüzde bu konuyu yeterince önemsemiyoruz ama gelecek kuşaklar inanın ki böyle düşünmeyecek ve bizleri bu konuda oldukça kötü anacaklardır.

Sıvaların kaldırılması eylemi görsel sorunların yanı sıra ileriki süreçte yapıda taşıyıcı sistemi de etkileyen fiziki sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Koruyucu kireç sıva kaldırılınca taşları birbirine bağlayan harçlar ortaya çıkmaktadır. Yağmur ve bunun gibi doğa şartlarından etkilen harçlar zamanla bağlayıcılık özelliğini yitirmekte ve sonuç olarak taş örgülerin dağılmaya başlamasıyla yapının tahrip olmasına etken olan strüktürel (taşıyıcı sistem) sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu durum karşısında sıklıkla başvurulan uygulama ise çimento malzeme ile harçların takviye edilmesi ve bu şekilde bağlayıcılık özelliğinin artırılmasıdır. Endüstriyel (yapay) bir yapı malzemesi olan çimentonun doğal bir malzeme olan taş ile biraradalığı, bünyesel özellikleri açısından bağdaşmadığından, bu müdahale ilerleyen süreçte taşların fiziki yapısında farklı tahribatların meydana gelmesine etken olacaktır. Yapı malzemesi ve özgün mimari düzende bilinçli ya da bilinçsizce yapılan bu değişimler nedeniyle yapıların taşıyıcı sistemde yeni kalıcı hasarlar ortaya çıkması kaçınılmaz bir son olarak gözükmektir.

Diğer önemli bir sorun ise tarihi yapıların mevcut durumlarıyla insanlara bir türlü yetmiyor olması, büyümek ve hep daha fazlasının istemek, sonuç olarak bir şekilde haksız rant kazanma istemi karşımıza çıkıyor. Yığma kâgir olarak inşa edilmiş tarihi yapılara betonarme strüktürlü ekler yapılması ve gabarisinin (yükseklik) değiştirilmesi ya da gabariyi değiştirmeden kat kazanılmaya çalışılması gibi müdahaleler geleneksel dokunun kütlesel, biçimsel ve de görsel dengesini tamamen bozmaktadır.

Kullanıcıların (ev sahibi ya da kiracı) ihtiyaçlarına ya da kendi zevklerine göre yaptıkları değişiklikler ise korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli yapıların cephe düzlemindeki görsel bütünlüğünü ve en önemlisi de mimari ifadesini zedelemektedir. Hatta ilginçtir ki tarihi yapıların cepheleri suni taş kaplama yapılarak günümüz kültürel yozlaşması bir anlamda açıkça ortaya konulmaktadır.

Ayvalık ve Cunda tarihi dokusunda içinde karşılaşılan restorasyon uygulamalarından birisi de rekonstrüksiyon (yeniden yapım) tekniğidir. Rekonstrüksiyon, “tümüyle yıkılmış, yok olmuş ya da çok harap durumda olan (taşıyıcı sistemi hasarlı) bir anıtın elde bulunan belgelere dayanarak yeniden yapılması”olarak tanımlanabilir.Bu uygulamanın ancak özel durumlarda kabul edilebilir olması uluslararası bir koruma yaklaşımıdır. Çünkü yeniden inşa edilen bir yapı, yerine yapıldığı anıtın tarihi dokusuna, özgün malzeme ve işçiliğine sahip değildir. Bir kopya olduğundan, tarihi yapının kütle ve mekânlarını ancak biçimsel olarak canlandırabilir, anıtın yerini alması olanaksızdır; kısaca tarihi değer taşımaz. Bu bağlamda Ayvalık ve Cunda’da yapılan rekontrüksiyon tanımlı uygulamalar incelendiğinde; özgün taşıyıcı sistemlerin betonarmeye çevrilmesi başta olmak üzere tarihi yapıların kütle boyutları ve yüksekliklerinin arttırılmış olduğu bununla birlikte plan düzleminde ve cephe düzeninde özgün durum ile örtüşmeyen değişiklikler yapıldığını söylemek mümkündür. Sonuç olarak yerel mimari ile ilişkisi olmaya hatta hiçbir mimari kimlik ile bağdaşmayan yapılar inşa edilerek geleneksel kent dokusunun görsel ve estetik bütünlüğünü oldukça zedelenmiştir.

Tarihi alanlarda boş parsellere yapılan yeni yapı tasarımında geleneksel dokunun mimari özelliklerini koruyarak sürekliliğini sağlama ve bununla birlikte yeniyi oraya ait kılma önemli birer kıstas olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğru sonuçlara ulaşabilmenin yolu ise geleneksel dokunun özünün kavranabilmesidir. Yeni tasarımlarda, geleneksel yerleşimlerde mevcut olan biçim ya da malzemenin aynen tekrarı yerine, yerleşmenin mimari kimliğine ilişkin verilerin süzülerek, bugünü yansıtan yaratıcı yorumların yapılabilmesi gereklidir. Bu yaklaşım sayesine geleneksel dokuların özgünlüğünün korunması ve yerel mimari kimliğinin sürekli kılınması ancak mümkün olabilir. Ayvalık ve Cunda Adası geleneksel kent dokusu, bu bağlamda irdelendiğinde, inşa edilen yeni yapılar çoğunun yukarıda belirtilen tasarım kriteleri ile örtüşmediği hatta bununla birlikte tarihi çevre koruma yaklaşımına tamamen aykırı uygulamaların da bulunduğu maalesef açıkça görülebilmektedir.

Antik dönem mimarisine öykünen batının seçmeci üsluplarına ait bezeme öğeleri, Ayvalık ve Cunda yapılarına estetik ve görsel açıdan zenginlik kazandırmaktadır. Fakat bazı restorasyon ya da rekonstrüksiyon (yeniden yapım) uygulamalarında görüldüğü üzere kötü kopyadan ziyade bir nevi “karikatürize” edilmiş olarak tanımlamanın daha doğru olacağı, “estetik kaygı olmadan üretilmiş bir takım şekillerin” özgün bezemelerin yerini alması bölgeye ait ilginç bir tahribat sorunudur.

Bu bölüme kadar Ayvalık ve Cunda’da yer alan geleneksel yapıların restorasyonlarına yönelik yaklaşımlarda dikkat edilmesi gereken hususlar kişilere bağlı kalmadan örneklerle paylaşılmaya çalışılmıştır. Restorasyon uygulamalarının her birini kötü ya da yanlış olarak nitelemek tabii ki mümkün değildir, çok kaliteli uygulamalarda oldukça fazla sayıda kent dokusunda yer almaktadır.

Ayvalık ve Cunda mimarisini ve bu bağlamda geleneksel kentsel dokusunu tarihsel süreçte oluşturan halk, buradan göç edip gittiği halde, yerine gelenlerin bu mirasa sahip çıkmaları uzun bir süre kalıcı düzeydeki tahribatları önlemiş ve 20. yüzyılın ortalarına kadar sürekliliğini sağlamıştır.

Ancak son yıllardaki yoğun turizm baskısı ve rant ekonomisi ile yukarıda tanımlanmaya çalışılan hatalı ve izinsiz onarımlar, geleneksel mimari ve bununla birlikte kent dokusunun özgünlüğünü tehdit edecek düzeyde tahribat ve bozulmalara sebep olmaktadır.

Bölge yapıları günümüzde de kullanılabilen bir tasarım anlayışına yani “sürdürülebilir” mimariye sahiptir. Bu niteliğin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak için öncelikle sit alanı içindeki geleneksel yapıların bilinçli ve bilinçsiz tahribat nedenlerini araştırmak ve tahribatı önlemek, restorasyon ve yeni yapı uygulamalarında ise uluslararası bilimsel koruma yaklaşım ve kriterlerini uygulamak gerekmektedir.

Bu bağlamda Ayvalık Araştırma, Geliştirme, Uygulama Derneği (Ayvalık AR-GE) tarafından organize edilen “Katılım Esaslı Ayvalık Kent Projelerini Planlama Çalıştayı”nda somut verilere dayalı çözüm önerilerine yönelik projeler geliştirilmiştir. Söz konusu projelerden öncelikle ve kısa sürede hedefine ulaşılabilirliği göz önüne alınarak Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Restorasyon Anabilim Dalı yürütücülüğünde önerilen“Ayvalık Tarihi Kent Dokusunun Korunması ve Geleneksel Yapıların Yeniden Değerlendirilmesine Yönelik Belgelenmesi” çalışması ön plana çıkmıştır. Söz konusu çalışma için Ayvalık Kaymakamlığı, Ayvalık Belediyesi ve Sivil Toplum Örgütleri ile Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Restorasyon Anabilim Dalı arasında işbirliği yapılmasına yönelik görüşmeler yapılmıştır.

Ayvalık belleğini, kimliğini ve geçmişini temsil eden tarihi kent dokusunun korunması, bu bağlamda mimari mirasın belgelenmesi ve tescilli yapıların restore edilerek yeniden değerlendirilmesi amacı doğrultusunda Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı ile Ayvalık Belediyesi ve sivil toplum örgütleri (Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi,Ayvalık AR-GE,Ayvalık Çevre ve Güzelleştirme Derneği)arasında “Geleneksel Konut Mimarisi ve Kent Dokusu Kapsamında Eğitime Yönelik Koruma ve Belgeleme Çalışması” ileKente Yönelik Sosyal Yararlılığının Geliştirilmesi” adlı işbirliği protokolleri Eylül.2017 tarihinde imzalanmıştır.

Yıldız TeknikÜniversitesi, 1911 yılında Kondüktör Mekteb-i Alisi adıyla kurulmuştur. 1943 yılından itibaren Mimarlık eğitimi veren kurumda Restorasyon Lisansüstü Eğitimi 1973 yılında başlamıştır. Mimari mirasın korunması ve restorasyonu hakkında eğitim verildiğinden dolayı ancak mimarlık diplomasına sahip olan kişiler sınavla kabul edilmektedir. İki dönemlik koruma projesi ve tarihi çevre değerlendirmesi dersleri kapsamında korunması gerekli geleneksel kent dokularının yoğunluk ve süreklilik gösterdiği Anadolu kentleri çalışma alanı olarak seçilmekte vemimari kültür varlıklarının korunması amacıyla araştırma ve belgeleme çalışmaları yürütülmektedir. Bu döneme kadar Kapadokya, Güzelyurt, Bursa, Cunda, Gediz, Mut, Boyabat, Sivas Divriği, Elmalı, Bergama, Söke, Didim, Kuşadası gibi farklı Anadolu yerleşimlerin de söz konusu çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

2017-2018 eğitim-öğretim döneminde, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Anabilim Dalı, Rölöve-Restorasyon Yüksek Lisans programı öğrencileri, “Koruma Projesi” dersi kapsamında ve söz konusu işbirliği protokolleri çerçevesinde olmak üzere Ayvalık tarihi kent merkezinde acil müdahale gereken ve bununla birlikte ekonomik gücü sınırlı ilk kullanıcılara ait olmasına özen gösterilen 12 adet tescilli “konut ve ticaret işlevli yapı” ile birlikte “Eski Vergi Dairesi” olarak bilinen binanın rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerini hazırlamaya başlamışlardır.

Öğrencilerimiz seçilen tarihi yapılarda mevcut durumu tespit edebilmek için öncelikle plan, cephe ve kesit düzleminde ölçü alımı yapmaktadır. Kroki üzerine alınan ölçülerin sayısal ortamda çizim formatına getirilmesi sonucunda “rölöve”olarak tanımlanan ürünler hazırlanmaktadır. Kullanım evresinde yapıda ortaya çıkan hasar ve bozulmaların nerede ve nasıl olduğunu anlamak için ise çeşitli analiz ve tespitler yapılması ve bunları rölöve paftalarına aktarılması ile “analitik rölöve”olarak adlandırılan çalışma ortaya konulmaktadır. Analitik rölöve, bir yapıdaki hasar ve bozulmaların restorasyonuna yönelik müdahale yöntemlerinin tespit edilmesindeki en önemli belgedir.

Tarihi yapılarda kullanım evresinde yapının özgün durumunun değişmesine etken olan farklı düzeydeki müdahaleler ile karşılamak mümkün olmaktadır. Bu nedenle öğrencilerimiz yapının inşa edildiği dönemdeki özgün durumunun tespit edebilmesi yönelik yapının kendisinden, çevredeki benzer yapılardan ve analitik rölöveden elde edilen veriler doğrultusunda “restitüsyon”olarak tanımlanan projeyi hazırlamaktadır.

Söz konusu bu çalışmalar doğrultusunda yapıda tespit edilen bozulma ve hasarların tedavi edilmesine yönelik olarak müdahale ve onarım yöntemleri tespit edilmekte ayrıca tarihi yapıların sürekliğin sağlanması için bir işlev tanımlanması yapılarak bu bağlamda “restorasyon projesi”hazırlanmaktadır. Sonuçta her bir tarihi yapı için 100 adete yakın pafta ile bunlara ait fotoğraf ve uzmanlık raporların olduğu koruma projesi dosyası ortaya konulmaktadır.

Söz konusu koruma projeleri, akademik veriler doğrultusunda Balıkesir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na sunulacak nitelikte hazırlanmakta olup bu bağlamada diğer koruma çalışmalarına da örnek olması hedeflenmektedir.

Bir bölümü tamamlanan bir bölümünün ise hazırlık süreci devam etmekte koruma projesi çalışmaları Ayvalık Kaymakamı Sayın Gökhan Görgülüarslan himayelerinde 06.Ağustos.2018 tarihinde Eski Vergi Dairesi’nde düzenlenen toplantı da Dr.Öğr.Üyesi Uzay Yergün ve Arş.Gör.Mim. Melis Bilgiç tarafından sunulmuş ve aynı mekanda gerçekleştirilen sergide ise koruma projeleri tek tek tanıtılmıştır. Söz konusu sergide tanıtımı yapılan koruma projelerinden seçilen birkaç yapıya ait örnek paftalar aşağıda yer almaktadır.

Ayvalık kentinin günümüze kadar ulaşabilmiş tarihi yapıları ve geleneksel kent dokusunu yaşatabilmek daha önemlisi sürekliliği sağlamak amacıyla 2017-2018 döneminde başlayan ve ürünleri ortaya konulmaya başlayan işbirliğinin paydaşlar tarafından 2018-2019 döneminde de devam ettirilmesi kararı alınmıştır

Ayvalık Kaymakamlığı ve Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı arasında gerçekleştirilen “Geleneksel Konut Mimarisi ve Kent Dokusu Kapsamında Eğitime Yönelik Koruma ve Belgeleme Çalışması”adlı işbirliği protokolü çerçevesinde Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Anabilim Dalı, Rölöve-Restorasyon Yüksek Lisans programı öğrencileri 2018-2019 eğitim-öğretim döneminde Kızılay Binası, Eski Karakol Binası-I (Jandarma Lojmanı), Eski Karakol Binası-II (Metruk), Kydonia Akademi (Eski Kütüphane Binası), Gazi Ortaokul A-Blok ve B-Blok Binaları, Milli Eğitim Müdürlüğü Eski Binası (İlçe Sağlık Müdürlüğü) olmak üzere kamu mülkiyetine ait yapılar için koruma projeleri hazırlayacaklardır.

Tek yapı ölçeğindeki çalışmalara paralel olarak 2017-2018 döneminde olduğu gibi 2018-2019 döneminde de “Tarihi Çevre Değerlendirme” dersi kapsamında Ayvalık tarihi kent merkezinde seçilen yapıların konumlandığı alanlara yönelik “Koruma, Kıymetlendirme, Geliştirme ve Yönetim Planı” hazırlanması için geleneksel dokuya dair ayrıntılı analizler yapılacak, mevcut ve yeni yapılara yönelik öneriler hazırlanacaktır. Tarihi çevre değerlendirme çalışması ile Ayvalık’ta tarihi kent merkezi algısının oluşturulması, tarihi doku kimliğinin güçlendirilmesi, çağdaş yapıların mevcut doku ile nitelikli biraradılığının kurgulanması, kültür turizmine ve kent kimliğine katkı sağlanması, dolayısıyla korumanın kent ölçeğinde sürekli kılınması amaçlanmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here