Çocukluğum mu güzeldi, Cunda mı? İkisini ayrı ayrı düşünmek mümkün değil. Motorla küçük koyu geçerken,okyanuslar aşardım sanki. Plajın iskelesinde inmek cennete varmaktı. O cennet ki kumlu, yosunlu, kaya balıklı. Önce dalardık, sonra yüzer gibi yapar yine dalardık. Çünkü yüzmeden önce dalmayı öğrenmiştik. Ne çabuk akşam olurdu.

Bir kış boyu kapalı kalan evimize geldiğimizde annem evimizin başka bir dünyaya götüren kapısını açardı. Deniz, tahta, kireç ve önceki yazdan kalan kokularla sarhoş olurduk kardeşimle. Yorgunluktan bacaklarımız birbirine dolaştığı halde bahçeye koşardık. Ne büyüktü, ne gizemliydi, ne davetkardı o bahçe. Annemin yemek, saat, uyku demesi bembeyaz patiska çarşaflara uzanmamız arasındaki zaman ertesi sabahın sevincinde kaybolup giderdi.

Kargalarla uyanmak bu kadar mı güzel olur? Her sabah yeniden doğmak bu olsa gerek. Ekmek almak için gittiğim fırından dönerken babamın sözünü hatırlardım. ”Hep yokuş aşağı in, denizi gör, sonra evi bulursun zaten”derdi. Çünkü önce yokuş yukarı gidip, her seferinde başka bir sokaktan fırına inmek, vazgeçemediğim maceralarımdan biriydi. ”Kalimera Kopela mu, Günaydin kizim”. Gülen yüzler, müzikli bir dille söylenen cümleler beni hiç bırakmadı.

Dolap adasından salla Cunda’ya geçen babamın kırmızı vosvosu hafta sonunun işaretiydi. Akşama sahilde masalar kurulacak,gecenin ilerleyen saatlerinde sandalyelerin bacakları gelen denizle buluşacaktı. ‘Lüx’lerin ışığında yemeklerimizi alelacele yer, saklambaç gecelerine dalardık.

Kimse kimseyi bulamazdı karanlıkta, ama yine de her gece oynardık soluk soluğa heyecanlı. Kırmızı Vosvos bir de ertesi gün cümbür cemaat yapılacak ”Piknik” işaretiydi. Tatlı bir telaştan sonra kayığa binerdik bir sürü yemek, kilim, şilte ve en önemlisi  -bizim için tabii- olta, kurşun ve misinalarımızla.

Patriça çok uzaktı. Önce Ayvalık yönüne gider , sonra sola dolap boğazına dönerdik. Zaman çabuk geçsin diye ayaklarımızı suya sallayıp bıraktığı izi seyrederdik. İskele falan yoktu zaten her seferinde yeniden keşfettiğimiz bu karada. Herkes  cesaretine göre sırayla kayıktan denize inerdi.

Büyükler yine tatlı bir telaşla kayığı boşaltırken biz çocuklar az sonra dalarak çıkaracağımız midye kabuklarının yerlerini belleyerek karaya ayak basardık…

1 YORUM

  1. Anlatılan anılar değil hayat boyu bir daha yaşayamayacağımız fakat içimizde hep sızlayacak fakat çare bulamayacağımız özlem

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here