Yaşadığımız bu güzelim dünyada kendimizi sorguluyor muyuz? Tabiatın bize bahşettiği bu güzelliği nasıl şuursuzca bozduğumuzu, bunu hak edip etmediğimizi soruyor muyuz kendimize? İnsan hayatına bunca kolaylık sağlayan teknolojiye rağmen söze neden hep “Biz eskiden” diye başlıyoruz. Eskiye olan bu özlemi sözün en başında kullanmamız niye, hiç sorduk mu? Mutluyduk çocukken, elektriğimiz yoktu suyumuz da. Ama o gaz lambasının altında olan gece muhabbetlerini, kuyudan su taşırken yapılan şakaları, Arnavut kaldırımının ortasından akan yağmur sularında yüzdürdüğümüz kayıkları çok özledim. Eski yıkıklarda sarıca eşek arıları vardı. Onları kızdırırdık, bizi sokarlardı ama yine de hoşumuza giderdi. En iyi bademi, inciri, narı; en iyi erik ağacının hangi bahçede olduğunu iyi bilirdik. Hasan amcanın enginarı, Ali dayının nohutu, Mustafa amcanın domatesi… Kendi malımız gibi her şeyi zamanında yerdik. Canımız karadiken çektiğinde hemen sahile koşardık. Her yer karadiken. Elimiz ayağımız diken dolardı, ama mutluyduk. Kuşlar vardı, 5 lira yevmiye ile gün boyu sığırcık kovalardık. Ne oldu serçeler kumrular adını bilmediğim kuşlar. Ne oldu, hiç soruyor muyuz? Oyunlar oynardık; çelik çomak, 9 kiremit, saklambaç, gomen… İki mahalle arasında futbol. Ama ne şamata! Mahallede bir çocuk uğultusu vardı. O uğultuyu özledim. Anlatacağım o kadar çok şey var ki! Yani bunca güzelliği, tabiatın bir parçası olan bizler, neden onu yok etmek için bu kadar çaba sarf ediyoruz hiç sorduk mu kendimize? Gelin tutalım bir ucundan hep beraber, çok geç olmadan.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here