Bugün uğurlayacağımız Ayvalık’ın Emin Hocasına, Emin İlkdoğan’a saygıyla…

Kidonya Dergisi’nde gerçekleştirilen öğrencisi Turgut Baygın ile söyleşisi…

YILLARIN TOZU: Emin İlkdoğan’la Söyleşi*

Bir dolu şey vardı konuşacak. Derste şiir okuyuşundaki heyecanı, edebiyattan söz ederkenki mutluluğu, -de’yi -da’yı bitişik ve ayrı yazım kuralını teatral anlatışı:
“-Sende mi Brütüs ?
-Yok bende değil”
Sonra tahtanın önünde ceplerinde -de’yi, -da’yı arayışı…
Sınıftaki kahkahalarımız…
Bir meyhanede rastlaştığımızda ilkin tedirgin oluşumuz, sonra yan masadan “Öğretmeninizden ikram” rakıyla yüreğimize dokunuşu…

Yıllar sonra sevgili öğretmenim Emin İlkdoğan’la anıların tozunu havalandırıp sayfalara düşürmeye çalıştım.

TURGUT BAYGIN –Sözü İlkkurşun dergisiyle açalım. İlkkurşun Ayvalık Lisesi’nin çıkardığı bir kültür-sanat dergisi..

EMİN İLKDOĞAN – Evet, derginin kurucuları Mevlüt Oğuz, Muzaffer Gültekin. Çok değerli isimler katkıda bulunuyordu: Ahmet Yorulmaz, Ünal Çallı, Ertan Altınörs,Yılmaz Gültekin, Mustafa Rüçhan, Muzaffer Gültekin… daha niceleri… Yılmaz Gültekin benim ortaokulda resim, lisede sanat tarihi öğretmenimdi; işte yıllar sonra birlikte çalıştık. Dergide Mustafa Rüçhan resim üzerine yazardı. Feridun Arkın’ın Çepniler (Çetmiler olarak da bilinir) üzerine yayınladığı yazı çok değerlidir. (1) Bir de yine okulumuzun müzik öğretmenleri Ali Taşkesen ve Neşe Taşkesen’le birlikte Çağdaş Türk müziğinin kurucularından Necil Kâzım Akses’le yaptığımız söyleşi çok değerlidir (2)

T.B –Siz neler yazıyordunuz ?

 

E.İ –Ben de deneme yazıları, şiirlerle katkıda bulunuyordum İlkurşun’a, meselâ “Zeytin Gözlü Etiyopyalı” şiirimi çok severim. Sonra, çok önem verdiğim bir ‘çocuk sayısı’ hazırladık, o sayıyla özel olarak  ilgilendim. 1979 yılıydı, Unicef “Dünya Çocuk Yılı”ilân etmişti, bunun üzerine diğer sayılardan daha hacimli, özel bir sayı hazırlayalım dedik. Öğrencilerin şiirleriyle, resimleriyle, öyküleriyle dopdoluydu. Çocuk sayısını Unicef’e gönderecektim, olmadı; kalktılar dergileri ilkokullara dağıttılar, elimizde kalmadı. Tabii bir kasıt var mı, acaba okul yönetimi tedirgin mi oldu bilemiyorum. Benim tahminim dergi kapağında kullandığımız ‘mağarada çocuklar’  fotoğrafıdır. Fotoğrafı ‘Foto Rüya’dan almıştım, harika bir fotoğraftır. Onu kapak yapınca tabii bir tedirginlik oldu. İlkurşun üç yıl kapalı kalıyor, Aralık 1978’de yeniden yayına başlıyor. İlkurşun’a gelen yazıların Öztürkçeleştirilme çabasına bakanlık karşı çıktı ve dergiyi 70 – 80 liseye göndermemiz durduruldu. Ayrıca derginin yayını da durduruldu. Ben de dergide Tevfik Fikret’in “Balıkçılar” ve “Kılıç” şiirlerini Öztürkçeleştirdim (3). Genel olarak Öztürkçecilik dergimizin bir yayın politikasıydı, aynı zamanda kapatılmasının da sebeplerindendir. 19 Mayıs’ta Atatürk’ün “Gençliğe Hitabı”nı günümüz diliyle okudum diye de Milli Eğitim’den müfettiş gelip soruşturma açmıştı; gerekçe de ‘Atatürk’ün orjinal söylevini değiştirmek.’ Soruşturmadan bir şey çıkmadı tabii.

T.B –Soruşturmalar eksik olmamış..

Bir soruşturma da dergide “Uğurlar Ola” (4) diye bir şiirim vardı. O şiirimi Ekim Devrimi diye yorumlamışlar. Şiir, öğrencilerin okula başlaması üzerine yazmıştım: “Bir ekim sabahı çıktılar yola / Ürün kaldırır gibi..” diye başlıyordu, en son şiiri kara tahtaya bağlıyorum, öğrencilerin okula başlamasına..  Bunun için de hakkımda soruşturma başlattılar. Ayvalık Lisesi Radyosu varmış bir de.. Dergide şöyle de bir duyurusu var: “Okulumuz Fizik öğretmeni Mehmet Ural yönetiminde  Ayvalık Lisesi Deneme Eğitim Radyosu, 1 Ekim 1973’den beri yayınlarını sürdürmektedir. Verici gücü 100 Watt olan kısa dalga 41 metre üzerinden yayın yapan radyomuzun günlük yayın saatleri şöyledir…” (5) Ayvalık Lisesi radyosu benden önce kuruldu. Ayvalık içinde yaygın olarak dinlenirdi. Hiç unutmam bir gün Canlı Balık’ta dinlerken çok hoşuma gitmişti radyo; ama aynı zamanda kızmıştım da; radyoda “bugün okula gelmeyen, kaçan öğrenciler şunlardır, velilerin haberi olsun” diye tek tek isimlerini veriyorlardı öğrencilerin. Sadece öğretmenler değil, öğrenciler de program yapıyordu. Keşke sürseydi; ama bir şekilde engellediler radyoyu da.

 

T.B –Ayvalık’ta kültür – sanat yaşamı nasıldı?

E.İ – Ayvalık’ta özellikle Halkevi etkindi. Bisikletçi İbrahim  (İbrahim Aybar) sayesinde, birçok spor müsabakası yaptılar burada, tekne yarışları falan. Ben çocuktum, Midilli ya da Atina’da Nâzım Hikmet’in oyununu oynadılar. Yanılmıyorsam Nâzım’ın “İnek” oyunuydu; 1940’lı yıllar. Onun dışında da Ayvalık’ta birçok oyun sahnelediler. Kıvanç – Nejat Sarlıcalı da tiyatroyla ilgiliydiler.  Ayvalık dışından tiyatrolar gelir miydi ? Biz TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) olarak İstanbul’dan Devr-i Süleyman oyununu getirdik. Şimdi yerinde olmayan Ferah Sineması’nda sergilendi. Oyuna karşı sabote girişimi olmuştu, bunun üstüne rahmetli Tuncel Kurtiz eline davulu alıp kıyameti koparmıştı; en sonunda oyun sahnelendi, 60’lı yılların sonuydu.

T.B –Sinema ?

E.İ –
Şehir, Kulüp, Yalı, Ferah ve en son Vural sineması vardı. Birçok film de çekildi Ayvalık’ta. Örneğin Zeynep Değirmencioğlu’nun oynadığı bir müzikal filmi vardı: Hayat Sevince Güzel; onu hatırlarım, bu palmiyeler daha küçüktü o zaman (Palmiyeler diye de bilinen Çamlık Sefa yokuşu). Bir de Kadir İnanır’la Hümeyra’nın oynadığı Kırık Bir Aşk Hikayesi. O filmde bir bayram sahnesi vardı, öğrencilerle yürüyüş yapıyorduk, orada oynamıştık.

T.B – Ayvalık’ta dergileri takip ediyor mudunuz ? Ürün gönderiyor muydunuz ?

E.İ –Ahmet Yorulmaz Varlık dergisine Yunanca’dan çeviriler gönderirdi. Benim de bir defa şiirim yayınlanmıştı Varlık’ta ya da Türk Dili’nde. Bir de ben öğrencilerimi Türk Dili dergisine abone etmiştim. Türk    Dili ve Varlık dergileri Ayvalık’a devamlı geliyordu. Onun dışında Papirüs, Yansıma dergilerini de takip ediyorduk.

Yüksek Tahsil Talebe Cemiyeti’ni kurduk Ayvalık’ta, Tango ses sanatçısı Zehra Eren’i davet ettik baloya. Sarı Recep (Recep Özdoğan), ben, Feridun Arkın, Muhlis Künt.. FKF’nin (Fikir Kulüpleri Federasyonu)  tütün mitingiyle ilgili bildiri dağıtmaya Altınova’ya gittik. Yanlışlıkla AP’lilerin (Adalet Partisi) kahvesine girmişiz. ANT dergisinde ‘Zenginlerin mezarları çok büyük, milyarlar milyonlar değerinde -işte o zamanki parayla- yoksul yaşayan insanlara hayat hakkı yok.” diye bir yazı çıkmıştı. Bunu kalkıp orada o kalabalığın içinde biri bağırdı,  hiç alâkası olmayan bir yere çektiler olayı. Hatta bu olayı daha sonra Tercüman gazetesi ‘Ayvalık’ın milliyetçi gençleri, komünistleri kovdu, dövdü..’ falan diye yazdı. E tabii bizi Jandarmaya götürdüler, Muhlis Künt de yanımızda; hiç unutmam Jandarmanın yüzüne ‘Jandarma biz sosyalistiz’ türküsünü okumuştu.. Muhlis Künt eski komünistlerdendi. Sabahattin Ali’yle Sinop’ta aynı hapishanede yatmış. Yıllarca Ayvalık’ta dişçilik yaptı. Diş çekerken Nâzım’dan şiirler okurdu. Harika bir adamdı. Meselâ Aziz         Nesin  Yansıma dergisindeki bir yazısında, ‘Sabahattin Ali’nin ölümüyle ilgili birçok bilgiyi Muhlis Künt’ten öğrendiğini’ söylemişti; ama Muhlis Künt de, Aziz Nesin de olayı sorduğumda açık vermediler.

Orhan Peker’le tanışamadım, hiç denk gelemedim, buna çok üzülürüm. Bir de Fikret Muallâ.. Ayvalık’ta bulunduğu dönemde çok küçük paralar karşılığı resimlerini verdiği söylenir. Kim bilir ne oldu o resimler… Görev yaptığı okuldaki birçok çalışmasının da SEKA’ya kâğıt olarak gönderildiği anlatılırdı.
***

Kısa süre de olsa anıların etrafında dolaşmak ne keyifli, ne hüzünlüydü… Gözümüze yaş nereden birikir, yüzümüz kahkahalarla ne ara ışıldar, anlayamadık; dalıp gitmek buydu galiba… Masanın üzerinde -de’ler -‘da’lar…
Yüzünde yakışıklı bir tebessüm…
Gördüm.. Ama söylemedim…
Ben de söylemedim Brütüs.

 

* Kidonya dergisi, sayı 5, sayfa 10 – 11, Mart – Nisan 2014,

1.İLKKURŞUN, 1975, sayı 17, sayfa 11
2. a.g.e, 1974, sayı 11, sayfa 3
3.a..g.e , KILIÇ, 1974, sayı 11, sayfa 8 / BALIKÇILAR, Nisan 1974, sayı 12, sayfa 13
4. a.g.e, 1978, sayı 22, sayfa 6
5. a.g.e, 1973, sayı 7, sayfa 25

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here