BİR AŞK HİKÂYESİDİR ZEYTİN… Esra Kara*

Geçmişe dalıp da Ayvalık’ ta geçen çocukluğuma doğru yol aldığımda, zeytin ağacına dair ne çok şey anımsadığımı görüp keyiflenirim. Bu yüzden her zaman kalbimde özel bir yeri vardır zeytinin. Sadece benim için özel değildir zeytin, bilirim. Pek çok kişiyle aynı duyguları paylaşıyoruz aslında. İlçemize gelen konuklar, Ayvalık’ta yaşayanlar, insanlık ve bilcümle mahlûkat için de özel ve önemlidir zeytin. Değerini bilenler için ne çok şeydir zeytin.

Ayvalık’a nereden gelirseniz gelin, önce zeytin ağaçları karşılar sizi. Adeta yol boyunca  eşlik ederler size. Merkeze doğru yaklaştığınızda sizi bıraktıklarını düşünüp tasalanmayın sakın.  Görmüş geçirmiştir zeytin ağacı. Size fark ettirmeden peşinize düşüverir ve hiç ummadığınız bir köşede; köylü teyzenin sepetinden, pazarcı amcanın sergisinden, dükkânlardan, yağhanelerden, sabunhanelerden çıkıverir karşınıza. Yeni bir yere gelmiş olmanın tatlı yorgunluğunu üzerinizden atmak ve açlığınızı dindirmek için uğradığınız lokantalarda türlü türlü balıkların, otların, mezelerin, adı üstünde zeytinyağlıların içinden göz kırpar size. Kokusuyla mest ediverir, lezzetiyle damağınızı şenlendiriverir.

Biz Ayvalıklılar içinse anlamı başkadır zeytinin.  Dede yadigârıdır zeytin. Ekmek parasıdır. Aştır, iştir, aşktır. Merhemdir, ilaçtır, sağlıktır zeytin. Ayıklanmış yaşlı dallarıyla kışın odamızı ısıtandır zeytin. Karanlıkları ışığıyla aydınlatan kandildir zeytin. Siyahıyla, beyazıyla (yeşil), çiziğiyle, kırmasıyla, selesiyle, iki taş arasından altın rengi özünü damla damla sızdıran yağıyla ister zengin, ister fakir sofralarımızın baştacıdır zeytin. Çekirdeğiyle takıdır, çantadır, tokadır, kemerdir zeytin. Kimyadır zeytin. Kâh kostikle birleşerek ak pak sabun olup kirli elleri temizleyiverir, kâh etil alkolle birleşerek gönüllere ferahlık veren kolonya oluverir.

Yanı sıra şiirdir, resimdir, zeytin. Bedri Rahmi Eyüboğlu, zeytinden ilham alarak sevdiğine “Sitem”adlı şiirinde  “Önde zeytin ağaçları, arkasında yar…”diyerek seslenir. Ünlü ressam Van Gogh, kardeşine yazdığı mektupta ”Zeytin ağacı bizim kuzeydeki söğüt kadar de­ğişken. Bilirsin söğüt, ilk ağızda monoton görünmesine karşın çok çarpıcı bir ağaçtır ve içinde yetiştiği yöreyle tam uyum içindedir. Şimdi, bizim ora­larda söğüt neyse, zeytin ile selvi de burada aynen o anlama geliyor,”   diye yazarak eskizlerini gönderir ve işte, o günlerde çizdiği zeytin ağacı tabloları  ölümünden sonra ününe ün katar.  Bu gecikmiş ün, belki de  bizlere zeytinin ölmezliği karşısında insanın acizliğini de anlatıyor olabilir.

Kutsaldır zeytin. Kutsal kitaplarda yer alması boşuna değildir. Kur’an-ı Kerim’de Tin Suresi’nin birinci ayetinde  “Tine ve zeytune and olsun,”diye konu edilen ağaçlar, incir ve zeytinden başkası değildir. Bilinir ki yemin, ancak kutsal şeyler üzerine edilir. Nuh Tufanı’nın bittiğini de Nuh Peygamber’e,  ağzında zeytin dalıyla geri dönen beyaz güvercinin müjdelediği söylenir. Bu yüzden  barışın, bereketin sembolüdür zeytin.

Mitolojidir zeytin. Mitolojik öykülere göre yeryüzündeki bütün zeytin ağaçlarının Akropolis’e dikilen zeytin ağacından türediği dillendirilir. Tanrı Zeus, Akropolis’in bulunduğu şehre adını vermek isteyen  Poseidon ve Athena’ya,  insanlığa en faydalı olacak şeyi kim bulursa  onun adının verilmesini önerir. Öneriyi kabul eden ikiliden Poseidon, yabasını hızla yere vurur, yerden azgın bir at fışkırır ve kaçar gider. Athena ise mızrağını yavaşça yere vurur. Yerden uysal ve gümüşi renkte zeytin ağacı,  tüm bereketiyle fışkırıverir. “Bu ağaç büyüyüp yüz yıllarca yaşayacak, meyvesinin yağı tüm dünya tarafından aranır hale gelecek, gölgesiyle insanları serinletecek, odunuyla ısıtacaktır,”diyen Athena, yarışı kazanır.  Şehre, Athena’nın adı verilir.

Destandır zeytin. Rivayet olunur ki; Bilge Ozan Homeros, ulu bir zeytin ağacının gölgesinde uyuklarken “Ey Homeros! “Ben herkese aidim ve kimseye ait değilim, siz gelmeden önce de buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım,” diyen ağacın fısıltısıyla uyanıverir. Bu düşüncelerle uyuyakalıyorum. Düş görüyor olmalıyım.  Ulu bir zeytinin altındayım. Birden bire kulağıma fısıltı halinde “Yalnız, insan göç eder. Göç, insan içindi. Biz buraya, onlar oraya. Bak zeytine! Zeytin, zeytinliğini bildi, yerinde kaldı. Bak insana! İnsanlığını bilmedi, savaşta kaldı,”  diyen sesin zeytin ağaçlarına gözü gibi bakan dedeme ait olduğunu biliyorum. Dedem Homeros’u bilir miydi, bilmezdi herhalde. Ama bugünkü aklımla  O’nun yaşadığı günlerde insanın ölümlü, zeytininse ölümsüz olduğunu bildiğinden eminim.

Yolunuz Ayvalık’a düşerse ister İzmir yolundan, ister Balıkesir yolundan gelin, yol kenarında ulu bir ağaç görürseniz gölgesinde az soluklanın. Belli mi olur, belki sizin kulağınıza da fısıldayıverir ölümsüz olduğunu. İyice kulak verirseniz, kim bilir belki bilmediğiniz başka şeyler de söyleyebilir size. Onu dinleyin olur mu?

Esra Kara* 1969 Yılında Ayvalık’ta doğdum. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Fizik Bölümü’nden mezun oldum. İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul Kadıköy Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi’nde Fizik Öğretmeni olarak görev yapıyorum. Kişisel gelişim ve edebiyatla yakından ilgileniyorum. Öykü ve denemelerimden bazıları Galapera Fanzin, Edebiyat Haber, E-koç, Kitap Koala, İnönü Üniversitesi Öğretmenin Öyküsü Seçkisi ve Regenbogen Buchhandlung Gökkuşağı Kitabevi Öykü Seçkisi’nde yayımlandı. Halen öykü ve denemelerimi bloğumda yayımlamayı sürdürüyorum.

Öne çıkan görsel, Zeytin ağaçları fotoğrafı: Nedim Erinç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here