Bu sitede daha çok yerel meseleler yazılmalı diye düşünüyorum, ama ben öyle yapmayacağım. Neticede her şeyi İstanbullulara bırakacak halimiz yok. Biz niye yazmayalım?

Geçenlerde Fenerbahçe Basketbol Takımı’nın Eurolig’de, Sırbistan temsilcisi Kızılyıldız ile oynadığı maçı izliyordum. Sırbistan’da basketbol çok sevilir ve tribünler her daim dolu, coşkuludur. Ama bu maçta sıra dışı bir sükunet, sessizlik vardı salonda. İlk başta bunun Fenerbahçe’nin iyi oyunuyla ilgili olduğunu, rakip taraftarı susturduğunu düşündüm, meğer öyle değilmiş.

Kızılyıldız’ın en büyük, ateşli taraftar topluluğu “Delija Grubu” takımı protesto ediyormuş. Gerekçesi de takıma Boşnak kökenli Müslüman bir oyuncu transfer edilmesiymiş. Bahsedilen oyuncu Alen Omiç, geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de Efes’te de forma giydi, pek parlak bir kariyer sayılmaz ama kişilik olarak antipatik bir isim değil, zaten tepkiler de onun oyunculuğuna, kişiliğine değil, doğrudan pasaportuna. Hatta bu fanatik milliyetçi taraftar topluluğu, maç boyunca Fenerbahçe’nin başarılı Sırp koçu Obradoviç’e “Pis Türk!” diye tezahürat yaptı. Benzer şeyler geçen sene de olmuştu. Obradoviç bu tavra “Benim milliyetçilik anlayışım sizlerden farklı” diyerek yanıt vermişti. İsmi Kızılyıldız olan, Yugoslavya’nın Nazi işgalinden kurtulduğu sıralarda kurulan ve Yugoslavya ligindeki Partizan Kulübü ile büyük rekabette kendisini ‘Halkın Takımı’ olarak addeden bu kulüpte bunların yaşanması gerçekten üzücü. Tito görse kahrından bir kez daha ölürdü.

2017 yılında Fenerbahçe, İstanbul’da düzenlenen Eurolig dörtlü finalinde Yunanistan takımı Olimpiakos’u yenerek şampiyon olmuştu. Detaylandırmaya gerek yok, çok büyük bir başarı idi. Takım farklı pasaportlardan kurulmuş oyunculardan ibaret. Çek, ABD, İtalyan, Sırp… Hemen hemen bütün oyuncular kupa seremonisi esnasında ülkelerinin bayraklarını omuzlarına atmış, seyirciyle coşkusunu bu şekilde paylaşmıştı. Bir Fenerbahçeli olarak ben de dikkatle izlemiştim ve benim için de tarihi anlardı. Fakat bu coşkuya bir oyuncu tam olarak katılamamıştı; Yunanistan pasaportlu oyun kurucu  Kostas Sulukas. O an bu çok da dikkatimi çekmemişti. Ama Fenerbahçe taraftar topluluğunun dikkatini çekmiş, iç sahada gerçekleşen bir sonraki maçta Fenerbahçe tribünleri bir Yunanistan bayrağı açtı ve Kostas’ı tribüne çağırdı. O an, en az şampiyonluk anı kadar güzeldi, sonsuza kadar benim belleğimden silinmeyecek. Şiddetin, ırkçılığın, gericiliğin ve ötekileştirmenin her türünün bu kadar yaygın olduğu zamanlara inat var ol Fenerbahçe basketbol taraftarı…

Hamiş: Bu arada geçtiğimiz günlerde Ayvalık’ta yaşayan, gazeteci ağabeyimiz Hasan Uysal’ı beklendik bir biçimde kaybettik. O kadar uyarmamıza rağmen bir türlü sağlığına dikkat etmezdi, yaşamıyla inatlaşıyordu. Şirinkent İpek Restoran’ın neşesi idi, masası her an herkese açıktı, Ankara’da Mülkiyeliler Lokalinden sonra burayı kendisine mesken tutmuştu. Neşe dolu, rengarenk bir kişilikti. Onu çok özleyeceğiz. Yazımın sonunda onu Tuncay Akdoğan’ın dizeleriyle anmak isterim,

sonra fark ettim ki
su akıyor, rüzgar esiyor, yağmur yağıyor
her şey yine ve aynı şekilde oluyor…
öyle bir yere geldim ki
sıcak ve soğuk, aşk ve nefret, savaş ve barış
üşümek ve sonra ısınmak gibi…
gitsem ayrılık olur, kalsam çöl…
gidersem bende hasret olur ve belki beni sevenler de özler ama
anladım ki özlemden hiç kimse ölmüyor, ama ben ölüyorum…
nefes alıyorum, önemsiyorum ve gitmek istiyorum…
anladım ki hasret yeni bir aşk’a kadar sürüyor…
sevdiklerim ve beni sevenler,
bağışlayın su akıyor ve ben gidiyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here