Beş yıl önce 2013’te, 27 Mayıs gecesi saat 22.00’de Gezi Parkı’nın Asker Ocağı Caddesi tarafındaki duvarı dozerlerle yıkıldı ve beş ağaç yerinden söküldü. O günlerde, yaklaşık bir aydır Gezi Parkı’nda nöbet vardı zaten. Koruma Kurulu’nun kararına rağmen Gezi Parkı’nı yıkıp Topçu Kışlası yapmak isteyenlere karşı, Gezi’deki ağaçları korumakta kararlı küçük bir grup parkta nöbetteydi.

Beş ağacın sökülmesinin ardından, 28 Mayıs sabahı parktaki insan kalabalığı arttı; dozerlerin önüne geçildi. Akşam olduğunda çadırlardan bazılarının yakılması, Türkiye’de kimsenin beklemediği bir yangının da fitilini ateşledi. Pek çok insan 28 Mayıs günü parka desteğe geldi ve orada konakladı. Ancak 29 Mayıs sabahı saat 5.00 sıralarında yıkım ekipleri ve polis yeniden geldi; çadırlar yeniden söküldü. Akşam olduğunda, sökülen çadırların yerine onlarca çadır kuruldu. 30 Mayıs’ta da tekrarlanan bu sahne, 31 Mayıs Cuma sabahında BDP Milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Sezgin Tanrıkulu’nun yaralanmasıyla devam etti. Ve, o gün, binlerce insan Taksim’e aktı…

Türkiye’de bu denli büyük bir isyanın olabileceğini hiç kimse öngörmemişti. Polisin 1 Haziran günü parktan ve Taksim’den tamamen çekilmesiyle, Taksim Gezi Parkı’nda 15 gün sürecek olan büyük bir komün deneyimi başladı.

Direniş ülkenin diğer şehirlerine de yayılarak sürdü. Gümüşhane ve Bayburt hariç, tüm kentlerde binlerce insanın katıldığı protestolar her gün tekrarlandı. Taksim Dayanışması adıyla bir araya gelmiş olan demokrasi güçleri, hem Taksim için hem de ülkedeki güncel demokratik talepler için yoğun bir tempoda çalışmaya başlamıştı. Hükümetle yapılan çok çeşitli görüşmeler ve temaslar, ne yazık ki bir sonuç üretmiyordu. Polis şiddeti olanca hızıyla sürüyor; başta Antakya olmak üzere pek çok şehirden ölüm haberleri geliyordu.

Mehmet Ayvalıtaş; 2 Haziran 2013’te İstanbul’da 20 yaşında öldürüldü. Abdullah Cömert; 3 Haziran 2013’te Antakya’da 22 yaşında öldürüldü. Ethem Sarısülük; 12 Haziran 2013’te Ankara’da 26 yaşında öldürüldü. Medeni Yıldırım; 28 Haziran 2013’te Lice’de 18 yaşında öldürüldü. Ali İsmail Kokmaz; 10 Temmuz 2013’te Eskişehir’de 19 yaşında öldürüldü. Ahmet Atakan; 10 Eylül 2013’te Antakya’da 22 yaşında öldürüldü. Hasan Ferit Gedik; 30 Eylül 2013’te İstanbul’da 21 yaşında öldürüldü. Berkin Elvan; 16 Haziran 2013’te gaz kapsülüyle vuruldu, 11 Mart 2014’te İstanbul’da 15 yaşında öldü.

Gezi Direnişi’nin ardından…

15 Haziran 2013 günü çok sayıda polisin gerçekleştirdiği müdahale ile boşaltılan Taksim Gezi Parkı’nda kitaplar, battaniyeler, yiyecekler, kişisel eşyalar, telefonlar, bebek arabaları, ayakkabılar kaldı… Her yaştan insanın yepyeni bir paylaşımı deneyimlediği; okullardan, işyerlerinden gruplar halinde görmeye gelinen 15 günlük komün deneyimi, Taksim’de böylece son buldu. Farklı semtlerde ve diğer kentlerde süren direnişler, zaman içinde Park Forum adıyla değişip dönüşerek sürdürüldü.

Dünyanın pek çok yerinde, farklı halklardan insanlar Gezi’nin izini sürmeye devam etti. Direniş sırasında ortaya çıkan toplumsal zeka, olağanüstü örnekleriyle dokümanlar arasına girdi; çok sayıda film, video ve kitapla tarihe not düşüldü.

Türkiye’nin siyaset sahnesinde de önemli bir dönemeç haline gelen Gezi Direnişi, sonuçları itibariyle çokça tartışılsa da, demokrasi adına oldukça öğretici bir süreçti.

Gezi Direnişi’nin davaları halen sürmekle birlikte, direnişin egemen güçler üzerinde yarattığı korku kök salmış durumda. O günlerin hatırlanmasını bile istemediklerini sık sık vurguluyorlar. Ardından gelen süreçte, ülkemizde çok sayıda başka acılar yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Gezi Direnişi’nin bıraktığı izler ise hafızalarda yaşıyor. Toplumsal bellek denilen şey çalışıyor. Umudun yeşerdiği yer olan Gezi Parkı, şimdilik yerinde durmakta; etrafındaki şehir mimarisi günden güne bozulsa da…

Sözün en acı yeri, elbette yitip giden canlardır. Gencecik çağlarında, güzel baharları yakalamak isterken kaybettik onları…

Handan Selvi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here