“Her şeye rağmen tiyatro!” diyerek bu yıl dokuzuncu kez Ayvalık halkıyla buluşmaya hazırlanan tiyatro festivali öncesi Hasan Sadi Mastar ile festival, tiyatronun sorunları ve gelecek sene festivale uluslararası boyut kazandırmak için neler yapılabileceğini konuştuk.

  1. Ayvalık Tiyatro Festivali, 25 Nisan Çarşamba günü saat 12.30’da At Arabacıları Meydanı’ndan, Cumhuriyet Alanı’na yapılacak yürüyüşle başlayacak. Beş gün sürecek festival boyunca çeşitli etkinlikler, atölyeler yapılacak, oyunlar sergilenecek. Bu yıl, geçmiş yıllardan farklı olarak Hollanda’dan Tiyatro Rast festivale katılacak. Bursa Devlet Tiyatrosunun “Köprüdeki Adam” oyunuyla açılacak olan festivale tüm Ayvalık halkı davetli!

Karadiken: Dokuzuncu kez izleyici ile bulaşacak festival. Bu yılın teması nedir?

Hasan Sadi Mastar: Bu yıl, “Her şeye rağmen tiyatro!” sloganıyla yola çıktık. Tema demiyorum, çünkü tema olduğu zaman tematik bir durum alıyor festival. Bunu daha önce kurulda tartıştık. Ona uygun oyunlar ve etkinlikler olması gerekiyormuş gibi bir algı yaratıyor, ki belki öyle olması da doğru. Onun için festival çıktığından beri ilk olmayan sonradan dillendirilen, böyle tiyatroya atıfta bulunmak için daha ilgi çekici metinlerle sloganlar yaratıyoruz. Gündemdeki olaylar da bunu biraz etkiliyor diyebilirim. Mesela bir sene çok ölümlere denk gelmiştik. Sanatçıların vefat ettiği bir dönemdi “Gidenlerin ardından” dedik.  Bu sene “Her şeye rağmen tiyatro” sloganını kullanıyoruz. Tiyatronun yaşadığı zorluklar, hem maddi hem manevi anlamda bulunduğu durum belki biraz etkiledi. Bir de bizim festivali yapmaktaki zorluklarımızda biraz etkilemiş olabilir. Her sene ‘nasıl olacak’ diye başlıyoruz ama sonra etrafımızdaki diğer insanlar, özellikle Ayvalık’ta bu işin bilincinde olanların desteğiyle gerçekten hep bir şeyleri kotarıp daha iyiye doğru gidiyoruz.

KD: Bu yıl programda neler var?

H.S.M: Geçen sene Devlet Tiyatrosu yoktu. Bu bir eksiklikti. Bursa Devlet Tiyatrosunun  “Köprüdeki Adam” oyunuyla açılacak festival. İlk oyun olarak sahne alacak 25 Nisan’da saat 20.30’da Sanat Fabrikasında. Yine bu sene bir ilk olarak, Hollanda’dan bir ekip var. Tiyatro Rast’ın bir oyunu yabancı dilde oynanacak, sanıyorum Hollandaca, biz onu üst yazı olarak vereceğiz. Ekip olarak hayalimiz festivalin uluslararası bir boyut kazanmasıydı. Bunun ilk adımı gibi görebiliriz.  Birazda festivalin kendi şansı diyeyim. Bu festival çıkış noktasından beri kendi kaderini yazan bir festival. İnsan emeğinin çok olmasından dolayı biraz böyle. ‘Tanrısal bir güç var’ diyelim, öyle hissediyorum.Hollandalı ekip Bursa’ya gelmişti.  Daha önceden tanışıyorduk o ekiple. Oraya kadar gelmişken sizin festivalde de olalım dediler. İyi de oldu. 27 Nisan’da akşam oyunu olarak Tiyatro Rast’ın “Amsterdam Hikayeleri” oyunu oynayacak. Onun haricinde festivalde olmak isteyen Türkiye’nin dört bir köşesinden, İstanbul’dan, İzmir’den, Afyon’dan, Diyarbakır’dan ekipler var. Atölye çalışmalarının yoğun olduğu bir festival olacak. Katılan ekipler 2 gün kalacak. Bu sene öyle bir değişiklik var. Festivali takip etsinler diye bu kararı almıştık. Böylelikle hem atölye çalışmalarına hem de diğer aktivitelere katılacaklar. Bu festivalin bir hedefi de seyirciyle sanatı buluşturmak. Ayvalık’ta böyle bir ilke edinmiştik. Bu rota gerçekten iyi bir yere oturdu artık. Onun için gündüz etkinliklerinin bazıları, mesela Hacivat karagöz atölyesi yani gölge tasvirleri atölyesi var. Yine oyunculuk üzerine bir atölye var. “Türkiye’de Şekspir olmak”  adlı bir belgesel film gösterimi var. Bunu izlenmesini sağlayacağız. Okullarla, Kaymakamlık ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü üzerinden iletişimdeyiz. Onlara bilgi vereceğiz. Ücretsiz olarak bu etkinliklere katılabilecekler. Bunların içine yer alarak sanatla iç içe olacaklar. Hem gölge sanatlarını öğrenecekler yapım atölyesinde. “Türkiye’de Şekspir olmak” belgeselini izlediklerinde belki hayallerinde varsa ilk adımı atacaklar oyunculuk için. Gençlere ışık olsun diye devam ediyor festival.

K.D: Festivale uluslararası boyut kazandırmak için bir çaba var mı? Mesela bir sonraki yıl daha da geniş kapsamlı, farklı ülkelerden katılımların olduğu bir festivale haline dönüştürmek gibi hedefiniz var mı?

H.S.M: Evet, var.  Bu festival ilk üç yılında “Ayvalık Gençlik Tiyatro Şenliği” olarak anıldı. Sonradan festivale dönüştü.  O dönemden beri aslında festivali uluslararası boyuta çekme çabası içindeyiz. Fakat en başta maddi konuyu iyi bir noktaya getirmek, destekleri büyütmek gerekiyor. Ayvalık Belediyesi hem bu işin destekçisi, hem de, özellikle bizimle işbirliği içerisinde çalışan Kültür Sanat birimi, bizim büyük yardımcımız. Belediye başkanımız sağ olsun her zaman arkamızda. Daha önceki belediye başkanları da aynı desteği sundular. Hem kurumlar, hem biz, yani Ayvalık Kültür Sanat Derneği ve ASD, bu işin böyle olması için oturup bazı kararlar alırsak neden olmasın. Altyapısını hazırlamak lazım. Ama ben hazır olduğumuz inancındayım. Çünkü dokuzuncu festivali yapmak artık köklü bir tecrübeyi  kazanmış olmayı gerektiriyor. Bu sene Almanya’dan da bir akademisyen oyuncu katılacak ve atölye yapacak. Dediğim gibi Hollanda’dan bir ekip var, bu tecrübeyi edinmiş olacağız. Neden olmasın diyorum. Destekler büyürse bence başka bir sıkıntı yok.

K.D: Tiyatronun sadece Ayvalık’ta değil Türkiye’de hatta belki tüm dünyada genel anlamda sıkıntıları var.  Biraz izleyici kaybı varmış gibi görünüyor.  Belki nitelik açısından sıkıntılar yaşanıyordur. Bu sıkıntıları aşmak adına önünüze koyduğunuz bir çalışma var mı? İnsanlara tiyatroyu sevdirmek, gençleri tiyatro izleyicisi haline getirmek, için neler yapılabilir? Çünkü bildiğimiz kadarıyla tiyatro izleyicisi biraz bilinçli bir izleyici kitlesi gerektiriyor.

H.S.M: Ben tiyatro izleyicisini şöyle tarif etmeye çalışayım; nasıl kitap okumak bir alışkanlıksa tiyatro izlemekte bir alışkanlıktır. Biz Ayvalık’ta hem derneğimiz bünyesinde sürdürdüğümüz çalışmalarla hem de tiyatronun (Sanat Fabrikası) kuruluşundan sonra epey yol aldığımızı düşünüyoruz. Alışkanlık haline getiren bir kitle var, ama tiyatroyu besliyor mu, Ayvalık’taki tiyatroların ayakta kalmasını besliyor mu derseniz? Bu mümkün değil. Ancak yine diğer desteklerle ayakta kalıyor tiyatro. Ama yine bu bölgeye yani Körfez bölgesine bakarsak Ayvalık bu anlamda çok iyi. Hatta bazen büyük şehirlere bakarsak  bile çok çok iyi. Mesela dün akşam oyunumuz vardı, on ikinci oyunu yaptık. 15 tane seyircimiz vardı ve bunlar bilet parası ödeyerek geldiler. Bir de burada ücretli ya da ücretsiz olması ölçü değil. Ben bunu sürekli gözlemleyen biri olarak söylüyorum. Yeri geldiğinde ücretsiz oyunlar da yapıyoruz. Yine seyirci konusunda sıkıntı olabiliyor. Salon dolmuyor. Ama Ayvalık, Körfez bölgesinde bu konuda çok iyi konumda. Tiyatroyu takip eden kültürle sanatla içi içe yaşayan bir kitle var. Bundan memnuniyet duyuyoruz. Ama bizi maddi anlamda tatmin etmiyor diye ekleyebilirim.

K.D: Mesela oyun seçerken ya da hazırlanırken üzerinizde bir baskı hissediyor musunuz? Otosansür devreye giriyor mu?

H.S.M: Aslında çok güzel bir soru. Türkiye’de yaşıyorsanız bunu hissetmemek mümkün değil. Yani nedir buna, mahalle baskısı deniyor mahalledeki yaşam kültüründe ya da sokak kültüründe. Ama tabii sanatçı özgür düşünebilmeli, özgür hareket etmeli. Ürettiği şeye bunu koyabilmeli. Ama ister istemez bunu sunduğunuz kitle ile ilişkili giden bir şey olduğu için oyununuzu veya kendinizi bulunduğunuz yere göre de ayarlamak zorunda kalabiliyorsunuz. Eğer buna otosansür diyorsanız, evet otosansür bu oluyor. Yani izleyicinin yanlış algılayabileceğini düşünüyorsunuz. Ama Türkiye’de yaşıyorsanız, tabii bu anlamda dediğim gibi, kendinizi belli kalıplar içinde tutmak zorunda kalıyorsunuz. Bana kişisel olarak sorarsanız “sanat hangi anlamda özgür olmalı” diye, ahlak kuralları, insani ilişkiler anlamında çizgisi olmalı ve kendine ait bir dili olduğu için o dili karşı taraftakileri rencide etmeyecek, kötü noktaya taşımayacak durumda çizgisi olmalı. Bu sınırlar içerisinde yapılmalı. Sınır budur. Ona başka kural ya da her hangi bir kanun engel olmamalı. Sınırlandırıldığı zaman sanatçı özgür olamayınca ürettiği şeyde özgür olamıyor. O zaman yapılan iş sanat olmuyor.

K.D: Benzer bir konudan gidecek olursak, Ayvalık’ta olmamıştır diye tahmin ediyorum ama, bazı il ve ilçelerde engellenen ya da valilik kararlarıyla yasaklanan tiyatro oyunları var. Ama geçmişte şöyle örnekle de var, mesela Deve Kuşu Kabare 80’li yılların ortasında, çok ince dokunuşlarla muhteşem bir iş çıkardı ve toplumda inanılmaz bir algı değişikliği yarattı. Darbeden sonraki yıllar olmasına rağmen. Aynı şekilde “Olacak O Kadar” gibi programlar. O yıllarda biraz daha özgür bir alan varmış gibi algılıyorum ben. Siz nasıl algılıyorsunuz? Özellikle bugüne bakacak olursak…

H.S.M: İşte o günler Türkiye’de biraz geride kaldı. Yani eleştiri aslında insanın yetişmesinde toplumun gelişmesinde önemli bir aksiyon, iç aksiyon.  Kendini sorgulama gibi bir şey. Karşı göz sizi nasıl görüyor, sanat sizi nasıl algılıyor? Toplumla olan aranızdaki ölçüyü belki güldürerek, belki yererek belki üzerek, insana topluma nasıl anlatıyor. Bunu kısıtladığınız zaman doğal bir üretim olmuyor ya da vazgeçiliyor. Sadece tiyatro, örneğin, bir gülmece sanatı olarak yer buluyor. Oysaki tiyatronun geçmişine gittiğimizde, Antik Yunan Tiyatrosunda da o zamanın malum iktidarlarına karşı çok şey söylenirmiş. Ama tabii bu işten ekmek yiyen, bu işi sırtlayan insanlar yine de bu mücadeleyi vermeye devam ediyor, inatla tiyatro yapmaya devam ediyor. Biz de kendi çapımızda Sanat Fabrikasında Ayvalık Sanat Derneği veya AYKÜSAD olarak tiyatronun ve sanatın mücadelesini vermeye çalışıyoruz. Ne kadar takdir ediliyoruz bilmiyorum ama böyle bir çizgimiz var.

K.D: Meclis Başkanı kadın oyuncuları sahneden indirdi. Sonrasında ciddi tepkilerle karşılaştı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kadınları böyle bir alandan, sanat alanından dışlamak ne kadar doğru?

H.S.M: Kadınlar sadece sanat değil hiçbir alandan dışlanmamalı. Benim gözümde kadın tanrısal bir varlık. Çünkü doğa üretken ve doğurgansa insan ırkında da kadın üretken ve doğurgandır. Kadın olmazsa insan ırkı, yaşam yok olur. O anlamda ben kutsal ve farklı görüyorum. Kadınlar anamızdır, yarimizdir. Belki şiirlerde geçiyor, “yeri öküzümüzden sonra gelen” deniyor, ama bizim töremizde Türkiye topraklarında kadının yeri bambaşkadır. Sanatta da, hayatın içinde de hiçbir zaman kadın başka bir yere konmamalı diyorum.

K.D: Zaten tiyatro sahnesine çıkabilmek adına kadınlar ciddi bir mücadele vermişler. Afife Jale inanılmaz bir miras bırakmış bu anlamda kadın sanatçılara. Bu durum biraz geriye mi gidiyor?

Gideceğini zannetmiyorum. Tiyatrocular, gençler, kadın sanatçılar meydanı boş  bırakmasınlar. Mümkün değil, o zaman zaten iş güzel olmaz. Hayatın doğal dengesine dokunuşu yanlış bir dokunuş yanlış bir müdahale gibi görüyorum ben. Nasıl anlatayım, fikirleri değiştiremeyiz ama böyle düşünüyorum. O da belki fikirdir o da böyle düşünüyordur. Ama meclis başkanıdır, ama halktan biridir veya bize tiyatro izlemeye gelmiyordur. Tiyatroyu başka bir yere koyan insanlar var. Yeri geliyor onlarla tartışıyorum. Burada yaptığımız iş başka bir şey. Sadece kendimizi eğlendirmek adına yapmıyoruz elbette. Eğer öyle olsaydı bu kadar mücadele vermezdik tiyatroyu ayakta tutmak için. Biz hiç bir beklenti içinde olmadan bu işi yapıyoruz. İnsanlara bir şey verdiğimi hissettiğim için bu işe devam ediyorum. “Bakın hayatın bu yönü de var, bu acısı da var, bu güzelliği de var” diyebilmek için. Bir yazar neden kitap yazıyorsa, bir ressam neden resim yapıyorsa tiyatronun içindeki oyuncunun, yönetmenin tiyatro yapmak isteyen insanların ruh aleminde böyle bir istek vardır. Ben öyle düşünüyorum. Umarım doğruları buluruz.

K.D: Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

H.S.M: 25 Nisan’da festivalin açılışı olacak. Her sene biz, festivali gerçekleştiren kurul olarak, bu işte gönüllü olarak çalışan arkadaşlarla toplandığımızda “Aman şu açılışımız biraz şaşalı geçsin, halktan insanlar, gençler gelsin, eğlenerek gülerek, sanatımız icra edelim. Bu işin startını veriyoruz” diyerek yola çıkıyoruz. Bu sene ben herkesi davet ediyorum bize zaman ayırsınlar, açılışta yer alsınlar, nasıl açılırsa festival öyle gider çünkü. 25 Nisan saat 12.00’da At Arabacıları Meydanı’ndan başlayacak bir kortejle Cumhuriyet Alanı’na yürüyeceğiz. Alanda bazı etkinlikler olacak. Sonraki beş gün boyunca festivali takip ederlerse seviniriz. Festivale herkesi davet ediyorum

K.D: Teşekkürler.

 

Festivalin içeriğine ve program akışına http://www.ayvaliktiyatrofestivali.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here