İspanya ve Türkiye’de Çakışan Yerel Seçimler, Aday Belirleme Yöntemleri ve Düşündürdükleri…

2019 yılının ilkbahar aylarında yapılacağını umduğumuz Yerel Seçimlerin yine aynı yıl aynı aylarda yapılacak olan İspanya Yerel Seçimleriyle çakıştığını görünce bir bakayım bakalım ikisi arasında ne farklar var dedim. Belki sizin de ilginizi çeker.

Tabi ki ilk göze çarpan fark seçim sistemi. İspanya’da partiler her yerel bölgede aldıkları oy oranına göre “Concejal” yani Belediye Meclis Üyesi kazanıyorlar. Bu meclis üyeleri de kendi bölgesindeki  belediye başkanlarını seçiyor. Eğer seçim yapılan beldenin nüfusu 100 kişinin altındaysa bunu meclis üyeleri yerine direk olarak halk yapıyor ve halktan en çok oyu alan Belediye Başkanı seçiliyor. Doğal olarak partiler açıkladıkları Belediye Meclis Üyeleri listesinin başına, ilk isim olarak kendi tercihi olan Belediye Başkanı adayının adını yazıyorlar. Bu meclis üyeleri seçimi, bizde de bazı dönemler hariç, genellikle milletvekili seçimleri için uygulanan D’Hondt sistemine göre yani Nispi Temsil sistemine göre yapılıyor. Seçilen bu meclis üyeleri genellikle o beldenin insanları olduğu için de kendi beldelerini yönetecek Belediye Başkanı’nı kendi aralarından seçiyorlar. Tabi ki burada da mutlak çoğunluğu kazanan partinin adayı meclis üyeleri arasında %50+1’i garanti ettiği için Belediye Başkanı oluyor. Ancak belediye meclis üyeleri içinde %50 + 1 oyu alamayan olur ve aynı yüzdeyle iki aday (%50 – %50) ortaya çıkarsa bu durumda da kura çekiliyor. Yerel seçim oy dağıtımında ise %5 baraj bulunuyor. (Bu baraj İspanya Milletvekilliği Seçimleri için %3). Belediyeler Meclis Üyesi sayısına gelince: Bu sayı nüfusu 100.000’den az olan beldelerde 5’den 25’e kadar nüfusa göre değişiyor, nüfusu bunun üzerindeki beldelerde ise ortalama her 100.000 kişi için bir Meclis Üyesi seçiliyor.

Bu sistemin daha adil veya daha iyi olup olmadığı konusuna girmeyeceğim. Benim burada ilgilendiğim konu bu belediye meclis üyesi adaylarının, dolayısıyla belediye başkanı olacak adayın nasıl belirlendiği. Yani parayı bastıran mı? Dağıtacağı rantların pazarlığını iyi yapan mı? Bölge halkı arasındaki bilinirliği yüksek olan mı? Yoksa parti genel merkezine veya genel başkana daha yakın duran mı giriyor bu listelere?

İspanya’da halen parlamentoda bulunan partilerin web sitelerinden, tüzüklerini ve bu konuya değinen haber sitelerini okuduğumda karşıma çıkan sonuç şu oldu: 

Aşırı sağcı, hristiyan-demokrat ve ortanın sağı liberal partiler aşağı yukarı bizim partiler gibi bazı yerlerde ön seçimle bazı yerlerde il ve ilçe komitelerinin önerileriyle fakat genelde liderlerinin iki dudağı arasından çıkan listelerle seçime giriyorlar. Ancak benim üzerinde odaklandığım iki parti; ki bunlardan biri PSOE (İspanyol Sosyalist İşçi Partisi) diğeri PODEMOS (Yapabiliriz). Bunlar, oldukça demokratik ve tabandan gelen bir aday talebiyle belediye meclis üyesi listelerini ve bu listelerde liste başı olup belediye başkanı olacak olan adaylarını belirliyorlar. 

Halen iktidarda olan PSOE (İspanyol Sosyalist İşçi Partisi); yeni lideri Pedro Sanchez’in başa geçmesiyle veya belki de PODEMOS’un (Yapabiliriz) halk arasındaki popülaritesine dur deme arayışıyla geçtiğimiz Şubat ayında yapılan genel kurul değişiklikleriyle daha da demokratikleşti ve tabana ulaşma çabası içine girdi. Bu yeni tüzüğe göre belediye başkanlarının liste başı olduğu belediye meclis üyeleri aday listelerinin belirlenmesi, her il ve ilçedeki parti üyelerinin önerdiği veya aday olanlar arasından o bölgedeki her üyenin kendi düşüncesine göre oluşturduğu ve parti genel merkezine önerdiği listelerle başlıyor. Daha sonra üyelerin önerdiği bu listeler, il ve ilçe komiteleri tarafından en çok önerilen üyeden en az önerilene doğru listeleniyor ve varsa değişiklik önerileriyle, federasyonlarla yönetilen İspanya’daki partinin Federal Komisyonu’na sunuluyor. Bu komisyon verilen listeyi ve değişiklik önerilerini inceliyor ve kendi görüşlerini de katarak listeye son şeklini veren sıralamayı yapıyor. Yalnız bu kesin sıralamayı yaparken aday liste önerisinde bulunan üyelerin %30’undan daha azının önerdiği bir adayı, bu oranın üzerinde oy alan bir adayla yer değiştirerek kesin listeye alamıyor. Görüldüğü gibi oldukça tabana dayanan ve parti üyelerinin önemli ölçüde söz sahibi olduğu bir sistem çalıştırıyor İspanyol Sosyalist İşçi Partisi.

PODEMOS’a gelince… Zaten kurulduğu günden beri sisteme ve sistem partilerine yaptığı haklı eleştirilerle yükselen fakat daha sonra çok fazla popülist söylem geliştirdiği için eleştirilmeye başlanan ve sanırım biraz da bu eleştirileri kırmak adına son seçimlerde pek çok bölgede IZQUIERDA UNIDA (Birleşik Sol) Parti ile ittifak yapan PODEMOS, bu ittifakın yüzde olarak önemli olmasa da bir milyondan fazla oy kaybetmesiyle ne yapacağına tam karar veremez hale geldi. Bahar aylarında yapılacak yerel seçimlere, karizmatik lideri Pablo Iglesias’ın “Liderliğe devam edip etmeyeceğimin kararını bu seçimler belirleyecek” açıklamasıyla hazırlanıyor seçime parti. 

Son yıllardaki bazı skandallardan sonra partilerin finansmanının çok sıkı bir şekilde denetlendiği İspanya’da partilerin üyelerinden aldığı aidatlar da önemli bir kaynak oluşturuyor. Fakat düzenin getirdiği pek çok şeye karşı tavır almasıyla ünlü PODEMOS’ta üye aidatı bulunmuyor. Bu nedenle tabi ki üye sayısı da bulunduğu konuma göre oldukça yüksek. Önemli kararların çoğunda üyelerin etkisinin yüksek olduğu partide bu durum diğerlerine göre partiyi oldukça sıra dışı yapıyor. Belediye meclisi üyeleri ve belediye başkanı adaylarını da tamamen üyelerden oluşan komitelerin kararıyla belirleyen partide aday olmak için de internetten bir form doldurmak ve adayın görüşlerini belirttiği bir makale yazmak yeterli oluyor. Parti çok aktif, çok güçlü ve hem ulusal hem de uluslararası her konuda güncel makalelerin yer aldığı web sitesi üzerinden yürütüyor herşeyi. Yani hemen hemen tüm kararlarını herkesin önünde alıyor. Sitede üyelerin her konuda fikir yürütebileceği ve öneride bulunabileceği, doldurulması çok kolay formlar var. Her üye bölgesindeki her adayın makalelerini okuyor, onlara öneride bulunabiliyor ve hatta onlarla diyalog kurabiliyor. Tüm bunlar üyelerin daha aktif görev almak için gönüllü olarak girdikleri bölge komiteleri önünde oluyor ve daha sonra aday listelerini ise merkezden gelen liderlerin de katıldığı formlarda bu bölge komiteleri belirliyor. 

Görüldüğü gibi bizimkilere pek benzeşmeyen bir aday belirleme şekilleri var bu partilerin. Benim şahsen yakın gelecekte hali hazırdaki partilerimizden böyle bir beklentim yok. Ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda, her ne kadar seçimler, başkalarının belirlediği kurallarla sizi oyunun içinde kalarak bir şekilde düzeni destekleyen unsurlar gibi göstermeye çalışsa da solda gerçek ve/veya birleşik bir sosyalist partiye ihtiyaç olduğu da çok açık ve net. Tabi ki bu parti veya partilerin sadece seçim partisi olarak kalmamaları ve bir yandan parlamento dışı mücadeleleri geliştirmeleri, işçi sınıfının yeniden örgütlenmesi için çalışmaları, ezilenleri (kadınlar, yoksullar, etnik gruplar, LBGT’liler) savunmaları ve eko-sistem savunucularının yanında durmaları çok önemli.  Hele de sistemden ve sistemin partilerinden yaka silken bir kesimin büyüdüğü bu günler, Türkiye solcularının çıkış yaratması için tarihi bir fırsat ve gereklilik bence. Hem de dünyada daha geçen hafta Bolsonaro’nun da onlara eklenmesiyle büyüyen popülist sağ söyleme sahip neo-faşistlerin dünyayı ele geçirme çabalarına karşı yapılması gereken en önemli girişim bu.

Bana göre bir sol yapılanma için en yapılmaması gereken şey ise buna tek bir yöntem aramak için solcuların kendi arasında kavga etmesi ve birbirlerinin yöntemini eleştirmekle vakit kaybetmesi. Bu yapılanmalar ister PODEMOS gibi popülist söylem ve karizmatik lider aracılığıyla olsun (ki sanırım ne yazık ki bizim toplum bunu çok sever) ister PSOE’nin ilk zamanlarındaki gibi Marksist söylemle işçileri harekete geçiren sosyalist bir yöntemle olsun veya YEŞİLLER gibi çevreci bir söylemle ortaya çıksın, yeterki biz hiç birine köstek olmayalım; ancak böylece tüm bu söylemleri birleştirebilen bir birleşik sol partiye ulaşabiliriz. Biz denizcilerin tabiriyle şimdi ihtiyacımız olan gövdeli bir kadırga değil bizi karşı kıyıya ulaştırabilecek yüzen bir sal. Lütfen biz solcular birbirimizin yüzüne bakarken bunu göz ardı etmeyelim. 

Umarım bu seçimler bu salı inşa etmek için şahane bir bahane olur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here