Kısa Ayvalık Tarihi

Tarihi kaynaklar ve arkeolojik bulgulardan Ayvalık civarında Helenistik, Roma ve Bizans çağlarına ait yerleşim yerlerinin bulunduğu anlaşılmasına karşın günümüzde tarihi kent merkezini oluşturan konum aslında nispeten modern sayılabilecek bir yerleşim kurgusuna sahip olup bu şekilde bir gelişim göstermiştir. Buna ek olarak Ayvalık’ta bir Ortaçağ kalesine ya da bölgenin 14. yüzyıldan itibaren Türkleşmesine müteakip kurulmuş bir yerleşime de rastlanılmamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulan kent en parlak dönemini 18. yüzyıl ikinci yarısından 20. yüzyıl ilk yarısına kadarki süreçte yaşamıştır.

18.yüzyıl ortasında bölgeye gelip yerleşen Rumların memnuniyeti Ayvalık’a göçü hızlandırmış, küçük bir köy durumundaki yerleşim artan nüfusla beraber kaza olmuştur. Sonrasında verilen özerklik statüsü ile kentte ticaret ve tarımsal endüstri ile uğraşan Rumlar ticari ve mimari imtiyazlara sahip olmuşlardır. 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ilgili imtiyazlar genişletilmiştir. Sonuç olarak Ayvalık Rumları standart çan kulesi ve kubbe kullanılmaması kısıtlamasının sabit kalması koşuluyla -Osmanlı hakimiyetindeki diğer yerleşimlerden farklı olarak- yerinde daha önce bir kilise bulunmamış arsalara kilise inşa edebilmişlerdir. Tüm bu imtiyazların ticari potansiyelle birleşmesi neticesinde kayda değer bir imar hareketi olmuş, Ayvalık kısa sürede küçük bir sahil kasabasından önemli bir ticaret ve liman şehrine dönüşmüştür.

Şehrin 1821 Yunan İsyanı’na destek vermesi boşaltılmasına sebep olmuş fakat 1824’te sakinlerinin geri dönmesine izin verilmiş, 1830’da ise tüm malları iade edilerek yeniden mülkiyet hakkı tanınmıştır. Ayvalık 1842’de kaza yapılarak Karesi Sancağı’na bağlanmış ve özerklik statüsünü yitirmiştir. Bu dönemde yalnızca idari yapısı ve güvenlik birimleri Türklerden oluşan Ayvalık neredeyse tamamen Rumlardan müteşekkil bir yerel nüfusa ev sahipliği yapmakta iken Türkler ağırlıklı olarak civar köy ve ilçelerde ikamet etmekteydi.

1856’daki Islahat Fermanı’yla birlikte Gayrimüslimlerin yeni ve çan kulesi ile kubbeye sahip kilise inşaatı yapabilme hakkını elde etmeleri sonucu Ayvalık mimari açıdan tekrardan ivme kazanmıştır. 1821 sonrası ekonomik yönden durgunluk gösteren ilçe 1880’de limanının genişletilmesiyle ticari potansiyelini bir kez daha artırmıştır.

Ayvalık’ta 1894 itibariyle 21.486 Rum ve 180 Türk, 1914’te ise 31.445 Rum ve 454 Türk yaşamaktaydı. 1. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı karşıtı isyanların vuku bulduğu Ayvalık’ta Rumlar Kurtuluş Savaşı esnasında Yunan işgaline de destek vermişlerdir. Mübadele sonucu Rum nüfusun tamamı Yunanistan’a gönderilirken yerlerine Midilli, Girit ve Rumeli şehirlerinden toplam 14.971 Türk getirilmiş ve ilçeye yerleştirilmiştir.

Ayvalık Tarihi Kent Dokusu

Ayvalık’ta özellikle de Islahat Fermanı sonrasında, plan yapısı itibariyle köklerini Bizans mimarisinden alan ve cephe görünümü olarak ilgili dönemde revaçta olan Neoklasisizm akımını yansıtan birçok kilise yerel teknik ve malzemelerle inşa edilmiş, buna ek olarak halk arasında “Rum evi” ya da “taş ev” olarak bilinen konutlar da kentin her köşesinde yerini almıştır. Bu bağlamda Ayvalık Batı Anadolu Rum mimarisinin günümüze en eşsiz ve de kentsel ölçekte bütüncül ulaşmış örneğini teşkil etmektedir. En başta dini anıtları ve zeytin temelli ürünlere yönelik endüstriyel mirası, daha sonra da malzeme, işçilik ve üslup bakımından tamamen yöreye özgü konut tipolojisi ile yakın coğrafyada bu açıdan benzeri bulunmayan bir yerleşimdir, zira Ayvalık’ta mübadele öncesinde bir Türk mahallesi de olmayıp tarihi kent merkezinin oldukça dışında yer alan ve nispeten küçük boyutlardaki Hamidiye Camii de ancak 19. yüzyıl sonunda yapılmıştır.

Örneğin Büyük İzmir Yangını neticesinde Rum nüfusa ait mimari mirasın çok büyük bir kısmı yitirilmiş, Ege kıyılarındaki diğer yerleşimler ise asla Ayvalık önemi ve büyüklüğünde bir kentsel dokuya sahip olmayıp kayda değer oransal düzeyde Türk nüfus barındırmıştır. Ayvalık, zaman içerisinde tamamen yöreye özgü ve uzun yıllar boyunca farklı bileşenler ile etkileşime girerek bunların sentezi neticesinde gelişmiş ve yapılaşmış çevresi ile bölgenin tarihini direkt olarak yansıtan adeta bir müze kent durumundadır. Bu yüzden de mimari yapısı itibariyle İç Anadolu veya Trakya’daki kentlerden farklılık gösterdiği gibi aynı şekilde Yunan anakarası ya da Ege adalarında bulunan yerleşimlerden de ayrılmaktadır.

Yunan Ordusu tarafından işgal edilen kentin 1922’de geri alınması ve mübadele sonucu 1923’te Rum nüfusun tamamını kaybetmesi Ayvalık tarihine damga vurmuş mimari, sosyal ve kültürel bu homojen kuruluş sürecinin sonu olup yeni ve kente değer katacak bir başka süreci başlatmıştır. Artık geri dönüşü olmayan bu kırılmadan dolayı geride kalan sürecin üzerine gelenin bıraktığı ize de ev sahipliği yapmakta olan Ayvalık kent merkezi türünün en önemli, hatta bazı açılardan tek örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir sene boş kalan şehir 1923’te şehre yerleşen mübadiller ile bu sefer bir başka sosyokültürel kimlik ile hayata dönmüştür. Bu ikinci dönem yıkıcı olmaktan ziyade kentin yapılaşmış çevresini geliştirmiş, mevcut kiliselerden camiye çevrilenlere radikal değişiklikler yapılmayarak yeni mimari öğeler eklenmiş, endüstriyel yapılar ve konutlar tekrardan kullanılmaya başlanmış, Türk nüfusun ihtiyaçlarına hitap edecek cami, çarşı, hamam ve çeşme gibi yeni yapılar meydana gelmiştir. Böylece mübadele öncesi dönemde sadece Hamidiye Camii’nden ibaret olan Türk eserleri kayda değer sayıda ve karakteristik  nitelikte bir artış göstermiştir. Mübadiller de sosyokültürel yaşantılarını ve buna paralel sahip oldukları tüm zenginliklerini Ayvalık’a taşıma ve burada devam ettirme imkanı bulmuştur. Mübadele sonrası eski ticari canlılığını yakalayamayan kent merkezinin nüfus doygunluğuna ulaşması zaman almış, bu yüzden de yeni bir imar hareketine ihtiyaç duyulmazken mevcut yapı stoku doyurulmaya çalışılmıştır. Bu yüzden de Birinci ve İkinci Ulusal Mimarlık akımlarının kente büyük bir yansıması olmamıştır. Daha sonra 1976’da gelen kentsel sit kararı da yeni yapılaşmanın dış mahalleler şeklinde gelişmesini sağlamış ve kent merkezi bugünlere büyük ölçüde korunarak gelmiştir.

Günümüzde Ayvalık’ın eski kısmı tarımsal endüstri kimliğini tarihi bir miras şeklinde yaşatmakta olup bu faaliyetler ağırlıklı olarak dış kesimlere kaymıştır. Merkezde ise bundan beslenen bir hizmet ve turizm sektörü ön plana çıkmış, kentin tarihi potansiyeli de bunu destekleyen en güçlü faktör olmuştur. Bu açıdan Ayvalık kent merkezi tarım, sanayi veya inşaat sektörlerinden ziyade turizme meyilli olduğu gibi şehrin kültürel miras potansiyeli ve mevcut yönetmelikler de bu yönde önemli etkenler olmuştur.

Mübadelenin İzleri

Mübadele sonrası süreç Ayvalık tarihi kent dokusu üzerinde bazı karakteristik izler bırakmıştır. Örneğin Kato Panagia kilisesi (1850) Hayrettin Paşa Camii, Hagios Ioannes kilisesi (1870) Saatli Camii, Hagios Georgios kilisesi (1881) ise Çınarlı Camii olmuştur. Taksiyarhis (1844), Hagia Triada (1846), Cunda Panagia (1850) ve Küçükköy Hagios Athanasios (1850) kiliselerinin bazilika plan tipindeki ve kırma çatılı son yapıya, Cunda Taksiyarhis kilisesi’nin (1873) ise merkezi plan şemalı ve kubbeli ilk iki yapıya benzerlik göstermesi hiç şüphesiz ki gayrimüslimlerin Islahat Fermanı (1856) ile elde ettikleri kubbeli kilise inşa etme hakkıyla ilgilidir. Bu bağlamda ilgili yapılar dönemin mimari özellikleriyle yerel malzeme ve inşa tekniklerini yansıtırken aynı zamanda konjonktürsel değişimleri de çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle de eski Hagios Ioannes kilisesinin saat kulesi olarak yeniden işlev kazandırılan çan kulesi Ayvalık’ta geriye kalan son örnektir. Bunun yanında camiyle çevrilen üç Ayvalık kilisesi de 1923 sonrası genel mimarileri itibariyle köklü bir değişikliğe uğramadan minare, mihrap ve şadırvan düzenlemeleriyle yeni bir kimliğe kavuşarak adeta mübadelenin kent dokusu üzerindeki zenginleştirici etkisini simgeleyen anıtlara dönüşmüştür.

Türk kentlerinin en karakteristik parçalarından biri olan “çarşı” da mübadeleyle birlikte Ayvalık’ta vücut bulmuş, kentin halihazırda ticari merkezini oluşturmakta olan eski “Agora” bölgesi ana hatlarını korusa da “Perşembe Pazarı”, çarşı kültürü ve de irili ufaklı satış tezgahlarıyla küçük bir başkalaşım yaşayarak Türkleşmiştir. Bunun yanında bir zamanlar Messi Panagia kilisesinin bulunmakta olduğu yer de çarşı bölgesine katılarak genişlemesini sağlamış, ayrıca “At Arabacılar Meydanı” olarak yine özgün bir kimlik kazanarak kent dokusundaki yerini almıştır.

Çınarlı Camii’nin hemen yanında bulunan şehir hamamı ve 13 Nisan Cd. Ar. ile Çeşme Sk. kesişim noktasında kalan küçük hususi hamam mimarileri itibariyle Cumhuriyet Dönemi ilk yıllarını açıkça yansıtmanın yanında geleneksel Türk hamam kurgusunun modern malzemelerle uygulandığı, en son örneklerini oluşturan yapı grubuna aittir. Bu hamamlar kentin mübadele ile değişen demografik yapısının duyduğu yeni ihtiyaçların giderilmesine ilişkin örnek teşkil etmekte olup Ayvalık tarihi kent merkezinin 1923 sonrası döneminin diğer simge yapılarındandır.

Soyunmalık – ılıklık – sıcaklık – külhan şeklindeki geleneksel Türk hamamı şeması Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra çok kısa bir süre daha kullanımını sürdürmüş, sonrasında gelişen hane su altyapısı teknolojisi sonucu işlevsiz kalmasıyla beraber hamamlar neredeyse tamamen terk edilerek günümüzde turistik bir folklor öğesine dönüşmüştür. Bu açıdan ilk yapı Osmanlı’nın her döneminde rastlanabilen cami – hamam kompozisyonunu tamamlarken son jenerasyon bir Türk hamamı olarak Ayvalık tarihi kent dokusuna bir katma değer olmuştur. Yöredeki benzer türdeki yapılardan Havran ilçe merkezindeki halen mevcut olup Burhaniye’deki şehir hamamı 2015’te yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.

İkinci yapı üç küçük bölmeden oluşup aslında bahçeli ve tipik özelliklere sahip bir Ayvalık evinin bahçesinde bulunmaktadır. Kuvvetle muhtemeldir ki mübadele sonrası buraya yerleşen ve evin genel özellikleri itibariyle daha varlıklı olduğu tahmin edilen Türk aile sahip oldukları hamam kültürünü devam ettirmek üzere bu küçük hamamı ekletmiş, böylece Batı Anadolu mimarisine sahip tipik bir Ayvalık Rum eviyle son dönem bir Türk hamamının özgün sentezi ortaya çıkmıştır. İlgili hamamın halvet kubbesinde mevcut mukarnas düzenlemesi de kökleri yine çok eskilere dayanmakta olan bu süsleme uygulamasının en son örneklerinden birisidir. Bu tip küçük hamamların Osmanlı’nın son dönemlerinde yapılmış ve sahip oldukları taş duvar işçiliği sebebiyle de bir önceki jenerasyon kabul edilebilecek geç 19. ve erken 20. yüzyıl örnekleri Edremit’in Altınoluk, Güre (2) ve Kızılkeçili köylerinde; Havran’ın Büyükdere köyünde ve de Burhaniye’nin Memiş Mahallesi’nde halen mevcuttur.

Bunun yanında Ayvalık küçük hamamının bulunduğu konutun büyükçe sayılabilecek bahçesinin dış köşesinde yer alıp bitişiğindeki sokağa ismini veren çeşme de genel yapısı itibariyle mübadele sonrası döneme tarihlenebilir. Bu açıdan da muhtemelen yine ilgili mübadil aile tarafından yaptırılmış olup mimari yansımaya sahip bir başka Türk geleneği olan “hayrat” kültürünü ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak mübadele tek başına Ayvalık tarihi kent merkezi için bir milat teşkil etse de mimari açıdan zaman içerisinde vuku bulmuş zenginleşmesini sonlandırmamış, bilakis özgün bir sentez şeklinde – nispeten kısa bir süreliğine de olsa- gelişmesine olanak sağlamıştır. Bu açıdan da mübadele, dönemin siyasi ve sosyal çalkantıları sonucu yaşanarak esasında eşine her coğrafyada rastlanabilecek yıkımlardan bağımsız bir şekilde ele alınmalı ve Ayvalık’a ait bir kimlik olarak tüm bu kentsel ve mimari örneklerde olduğu gibi her yönüyle değerlendirilmelidir.

Hasan Sercan Sağlam kimdir?

1990’da Burhaniye’de doğmuştur. İlköğrenimini burada, lise eğitimini İzmir’de, üniversiteyi ise İstanbul’da tamamlayarak İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin Şehir ve Bölge Planlaması bölümünden mezun olmuş, bu esnada akademik değişim programı kapsamında bir yıl Almanya’da (Universität Stuttgart) öğrenim görmüştür. Daha sonra yüksek lisansını ve doktorasını sırayla İngiltere (University of Sheffield) ve İtalya’da (Politecnico di Milano) mimari mirasın korunması üzerine yapmıştır. “Burhaniye’nin Tarihi Yapıları” kitabının yazarı olup Türkiye sınırları içerisinde kalan Ceneviz eserleri üzerine araştırmalarını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here